9
Yorum
45
Beğeni
4,6
Puan
654
Okunma
Tahta köprüler titrerken ay ışığının altında,
kalbim derin bir ormanın içine sarkıyor.
....
Mil yeşili kelimelerin dili, çığlık çığlığa,
sesini tonlar kuytu niceliğiyle mevsime.
Derin, çok derin sırrın sarmaşığıyla düğümlüyorum ruhumu,
örtüyorum geceyi sayıklayan
kısık ışıklı odayı üzerime.
Bazı sözler ki karanlığı emer,
ateş ve kum tadında demlenir zaman.
Zaman sessizce uzanır yola;
kanayan ıslıklarımız,
düşlerimiz kadar çocuk,
uyumayan.
—Sevişmek ayıp değildi
saklarken yüzümüzü ıssız ağaçlar—
İçimde kavil sessizliğin sarhoş heceleri;
üzüm yarası ki, kabuğunda aşk kokusu.
Yüzüme çınlayan sabah,
öyle tane tane,
öyle pürüzsüz.
Berk adımlarla dağları yırta yırta yürüyorum.
Zaman kırılıyor, esnetmekten masalları.
Siyah atlar alnımın perçeminde
silkeliyor kanatlarını.
Gözlerimin deniz diriliğine duraksayıp
içinde durulanıyorum, aldırmadan apak
saçlarıma.
Üflesin kulağıma gizini çöl ve duvar;
değişsin çiçeklerin rengi kıvamınca.
İki bedenin dans etmesi misali
akşam dudaklarına taşıyorum başakları.
Çoğalıyorum...
bakışlarımda doğuyor olgun gölgelikler.
Ahh...
Gökyüzünün hamağından çıkarıp ellerimi,
çek gözlerimi uçurumlara.
Ki ben oralarda bazı bazı
üzerini örtüyorum çocukluğumun.
İyileşiyor yara.
5.0
91% (10)
1.0
9% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.