8
Yorum
38
Beğeni
5,0
Puan
632
Okunma
Dil sandığı,
ağırlığın imge ülkeli yolcusu,
Şarabı içilmiş yanardağ,
Yarım avuç içi çizgisi,
Yağmurla yıkanan...
Göçünde kıvılcımlar saçar,
Aynada yanar alevin gövdesi.
Kıyametin yükü çölde erir,
Kuleler devrilir sessizce.
Ki,
Kum ve saat kime dokunsa,
Parmaklarımdan mevsimler akar.
Çoğalır albüme sığmayan dizili atlar,
Sükûnet, bir tufan kopar
Yalnızlığın selam kanatlarına.
Ruhumun gölgesinde ölüm,
Ahreti olduğumuz yaşamın
Bel ağrısı.
Herkes kendi beşiğinde dinler şiiri.
Köşe başlarında,
Çok odalı yüzlerin tarihi,
Dağları, nehirleri...
Sis, güneşin rüzgarıyla ağzıma eser.
Eski suların usul sesiyle,
Gün düşümü çığlığın beyaz kıvrıklığı.
Saçlarda papatya uyanır sessizliğin
Yara ırmağına.
Uçuruma sel boşalan çiçekler,
Zamanın karanlık yatağı,
Üzümleri mum fenerli,
Kıyı fırtına.
Herkes kendi beşiğinde dinler şiiri.
Gürültüyü kuşanan sadeliğin kelimelerinde rüzgârlar,
Uykusuz şarkılar ve
Perdesi inmiş sancaklar.
Ama,
Şimdi burada,
Arkamdaki kervanla,
Heceleyerek söküyorum yaşamı,
Üstelik kimsenin suretine dokunmadan.
Bir şiirin ortasından soluğuna yürüyorum aşkın.
Gökyüzünde yıldızlar,
Gecede ay.
Öyle,
Öyle ağaçlı yol kenarları,
İçimin derin avlusuna.
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.