Sen, huşûnun en derin titreyişi. Nefes öncesi vakit, ağır bir sükûn misâli azametli. Geceye bürünmüş nevbahar menekşesi, Parçalı ayın nûr-u nâzenîni andıran mahcup parlaklık. Ne kadar karanlıksa leyl, o denli; Ne kadar harîrse çöl, Sabâhın ilk vaktindeki o nağme, Serin revgan gibi teni mest eden rahmet.
Ben, en ırak silûet Gözlerini kınında saklamış gecelere, Terk olunmuş mihrap gibi boş yatağa, Elinden kayıp düşen âyinede ulûvet bulan sûrete. Mağara duvarına şekil çizen cevval ruha, Harîtasız sefere çıkan göçerliğe, Yıpranmış elifbânın ayrılmış harflerine, Unutuşun içinde nâfi kalan hâtırâ.
Çehren ki, her temasımda ürperten letafet... Ben ki doğuşa hiç meyletmedim, Hiç yazılmadı lisânıma nesh-i hayât. Belki kabrin eşiğinde eğilen pîrdir doğum; Belki ensenden süzülen zülüfün, Parçalanmış mevsim. Henüz uğramamış zamanın bendinde Doğum, ölümü besleyen hikmet. Vakit ki akarken, hatıralar solgunlaşır, büyür.
Dilime düşmedi ya, hiç okumadım yasnâme. Belki sen, sıkça çevirdiğim, Her buruşu ezberimde kalan vesvese... Yanaklarına düşen is gibi, Yalnız toprağa bakarken, Çamuruna dek sitemli. Hayatın kendisinden daha cümbüşlü, Aynı anda nazenin, Seherin açan gonca ışığı gibi kırılgan.
Ben ki seninle unuttum nevbetleri, Koydum zamansız vaktime adımı. Bir eksiltiyim, Çehren gibi. İçimde saklı duran fazlalığı, Göğe örülmüş boşluk gibi taşıyanım.
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Her şiir, başlığıyla kendi kapısını aralar. Bazı başlıklar şiirin içerisine bir çağrıdır. Bazılarından geçilmesi gerekmez, beklenmesi gerekir. Her ne kadar bu şiirin başlığı kendisini kapalı bir kapı gibi sunsa da, dikkatle bakıldığında o kapının aralığından sızan bir ışığın olduğunu görebiliriz..
Şairi tarafında değişik bir söylem olarak tercih edilen Ziyanet sözcüğü, sözlüklerde karşılığı bulunmayan ama hemen herkesin zihninde bir çağrışım uyandırabilecek türdendir. Ziyan kökü, kayıp, boşa gitme, heba olma gibi anlamlar taşır. Et eki ise Arapça kökenli birçok soyut isimde karşımıza çıkar. Örneğin; "merhamet", "hikmet", "rahmet" gibi. Bu haliyle Ziyanet, kaybın/ zararın ya da yok olmanın bir tür meleke hâlini aldığı, neredeyse kutsal bir yitikliği çağrıştırmaktadır. Şair burada dilin sınırlarını esneterek hem değişik bir anlam türetmekte hem de kaybolmayı kutsayan bir kavram inşa etmektedir.
Ziyanet, sadece bir başlık değil şiirin bütününe yayılmış bir hissin özüdür. Başlık şiirdeki yorgunluğun, buhranların ve kaybolmayı seçen bir benliğin kristalize hâlidir aslında.
Şiir geleneğinde başlık çoğu zaman şiirin özetidir. Bazen bir motif, bazen de şiirin kapanış cümlesi gibidir. Ancak modernist ve postmodern eğilimlere daha yakın durarak anlamı açık etmekten uzak duran nice şairler vardır. İsmet Özel, Turgut Uyar gibi.
Varlık dediğimiz çoğu zaman yoklukla anılır. Gözle görülmeyeni tanımak için, görünene ne kadar çok muhtacız. Bazen bir ses, bir bakış, ya da bir susuş her şeyin başladığı ya da bittiği yer oluverir. Sesin soluğa, soluğun duaya, duanın sonsuzluğa karıştığı ebedî bir kapıdır Ziyanet.
Huşû kelimesiyle başlayan her cümlenin içinde gizli bir secde/ gizli bir zikir anı vardır.. Varlığın özüne yönelik bir saygı değil sadece bu, aynı zamanda kendinden vazgeçmenin, benliğini aşındıran bir aşka kendini bırakmanın sessiz çığlığıdır bu.
Bir varlık, ancak kendinden taşarak başkalaşabilir. ve ancak başkalaşanlar ebediyete dair bir iz bırakabilir.
Her yıkım yeni bir doğumun rahmidir. Bu dengeyi en iyi gece bilir. Gecenin koynunda saklanan sırlar, gündüzün gösteremediği hakikatlere gebedir. Nevbahar menekşesiyle geceyi bürüyen şiirin dili, ayın parçalanmış ışığında bile bir bütün arar.
Senin çehren bir letafet değil yalnızca; bir geçit, bir hatırlayış. Varlığı güzellikten öteye taşıyan, her temasta bir titreme bırakan çehre... O çehrede neyin gizli olduğunu tam bilemeyiz belki ama onun karşısında “doğuşa hiç meyletmemiş” bir benliğin aczi hissedilir. Doğumun belki de bir son, bir nihayet, bir kapanış olduğu fikri, Ziyanet’in ruhuna sinmiş uhrevi bir kabulleniştir.
Ziyanet, zamansızlığın içindeki zaman gibi bir varlıktır. Varlığını eksilti olarak tanımlar, fazlalık onun içinde saklıdır. Bir boşluğu taşımanın yorgunluğu değildir bu, o boşluğu anlamla doldurmanın azametidir. Göğe örülmüş boşluk gibi belki de Ziyanet, Tanrısal olanla fanî olan arasında uzanan bir yoldur.
Varlığın en derin lekesi sessizliktir. Sözün öncesi, nefesin ardı, zamanın durup kendini dinlediği an.
Son kıta, varlığın tanımı gibidir. “Eksiltiyim” derken, eksilmenin bir tür bütünlük olduğunu imler şair. Eksilen yer, kendini daha derinden duyurur.
Şiiri anlamak insanı anlamaktır. Şiirden herkes farklı yorumlar çıkarabilir. Her şiirin bir penceresi vardır. Herkes aynı yere bakar ama herkes aynı şeyi göremez. Bazıları görmek istemez, bazıları bakmayı bile beceremezler.
Her insan, kendi gözünün derinliğince görür Bakmak, görmek değildir. Görmek ise görmek istediğin kadar değildir yalnız, aynı zamanda neye gözünü kapattığındır.
Şiir, bu yüzden herkes için başka türlü konuşur. Herkesin eline aynı kelimeler tutuşturulur ama kimileri o kelimeleri birer taşa çevirirken kimileri de bir kuşun kanadına çevirir.
Şiiri anlamak bir başkasına değil, kendine eğilmektir. Kendi bilinmezliğine, suskun tarafına, çoktandır unuttuğun öz cevherine eğilmektir.
Zira şiir, kimseyle oyun oynamaz, bizi bize söyler şiir.
Şiir, hazır olana açar kapılarını. anlamak için çabalayana değil, anlamayı göze alana.
Belki de şiirin asıl büyüsü ne gösterdiğinde değil, neye vesile olduğundadır.
Şair bir tohum eker, ama toprağın neyi büyüteceğini bilmez. O tohum, birinde bir yas ağacına dönüşürken, bir başkasında dikenli bir sessizlik oluverir. Her gönül şiire kendi rengini verir. ve her yürek anlamın başka bir çeşmesidir.
Bazıları şiire yaklaşamaz. Korkarlar. Çünkü şiir, maske kabul etmez. Bir dize, en güçlü yalanları bile çözüverir. Bir imge yıllardır üstü örtülen bir gerçeği çekip çıkarabilir içimizden. Şiir karşısında çıplak kalırız. v herkes çıplaklıkla yüzleşmeye cesaret edemez.
Aynı yere bakanlar arasındaki fark, gözle değil gönülle ölçülür. Kimisi kelimeler arasında bir yol bulur, kimisi duvar. Kimisi bir anlam denizine girer, kimisi kıyısında bekler. Kimisi hiç gelmez bile.
Ama şiir her zaman oradadır. bakmak isteyen için de görmek isteyen için de.
Her zaman derinlikli yorumların ayrıcalıklıdır benim için.
Her şiirde olduğu gibi bu şiirde de şiirime ses olan yorumuna en içten teşekkürlerimle.
Evet Ziyanet bendeki bir yitikliğin dile gelmiş haliydi. Kaybın içindeki asaleti bu kadar dikkatli ve derinlikli okuman onurdur sevgili Ramazan şairim.
Bazen dilde yer bulamayan kelimelerin,şiirimde kelimeyle aradığı yerdi,ziyanet.
Başlığın izini sürüp şiirin derinliğine inmen ve her mısraya kulak vermen Ve incelikli yaklaşman çok mutluluk verici.
Her zaman derinlikli yorumların ayrıcalıklıdır benim için.
Her şiirde olduğu gibi bu şiirde de şiirime ses olan yorumuna en içten teşekkürlerimle.
Evet Ziyanet bendeki bir yitikliğin dile gelmiş haliydi. Kaybın içindeki asaleti bu kadar dikkatli ve derinlikli okuman onurdur sevgili Ramazan şairim.
Bazen dilde yer bulamayan kelimelerin,şiirimde kelimeyle aradığı yerdi,ziyanet.
Başlığın izini sürüp şiirin derinliğine inmen ve her mısraya kulak vermen Ve incelikli yaklaşman çok mutluluk verici.
Sevgili Tesbih, Şiirin içime öylesine işledi ki..... Naçizane bu satırlar dökülüverdi yüreğimden senin sayfana...... Kabul ola......
Ben, harfleri düşmüş bir ismin kıyısında geceyi omzuna yaslamış bir sükutum. Zaman, dilsiz bir ağıt gibi akarken senin yüzünden lal olmuş telaffuzum belki
Ve şimdi bir elif gibi kırığım bir vav gibi kıvrılmışım içime Sesin dokunmuyor artık hiçbir harfime yine de susmuyorum
Bir aynada değil de unutulmuş bir niyazda aradım suretini Göğe yükselen her boşlukta biraz daha eksildim senden, kendimden
Her zamanki tad, derinlik ve letafetinde dizeler.......
geceye doğan ayın muhteşemliğini, adeta bir tablo gibi sayfaya seren, şiirin muhteviyatına bu güzelliği giydirilen sanatsal elbisenin, geceyi süsleyen duruşu zarafetiyle göz kamaştıran, usta bir terzinin alın teri emeğiydi kalemin döktüğü şiir.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.