10
Yorum
40
Beğeni
5,0
Puan
837
Okunma
Geç kavrandı neyin ne olduğu,
Şimdi sarıl yüküne,
Sür ağrıyı arş’a,
Ağlamayı bilenin gözbebeğinde dahi bir tufan.
Urgan gibi dolanır nihan sesler boğazıma,
Her sessizlik bir çığlık gibi inler gecede.
Zaman,
sinesinde sakladığı bir kefenle dolaşır üstümde.
Biriken ne varsa alın yazısında,
Hepsi, mefluç bir küllükte devrilen.
Alev almamış pişmanlıkların külleriyle,
Saklanıyorum rüya görmeyen uykulara,
Açık gözle bile kapanan hatıralara.
Bir resmin buğusunda kaybolmuş çocukluğum,
Yastık altına saklanmış bir yemin şimdi.
Her elem,
Vüslatsız kalan,
Göğsümde demirden bir hicran otağı.
İçinde çöreklenen susuşlar…
Bir nidâdır zaman
Ya kalırsın ya buharlanır.
Ne içe sığın
Ne dışa dökülene.
Hayat bazen kıpırtısız bir sa’at;
Durmak bile boynunda sallanan
Zîr bir nişandır.
Sanma ki insanlık yalnız muhabbet,
Bazen kendini inkâr etmektir.
Kendi gölgene bile sırt çevirdiğin o an var ya,
Orada başlar gerçek.
Mazinin yanık nağmeleriyle yürüyorum hâlâ,
Mevt ile hayat arasındaki o ince sarmaşıkta.
Dikeninde kalan ten,
Çiçeğinde gizli pişmanlık…
İstanbul’un seher rüzgârında,
Kışın dişleriyle sokakları kemiren şehirde,
Seyyâhın titreyen kelâmı,
Bir hâl.
Kapanmamış bir parentez gibiyim.
Bakma gözlerime,
Onlar şimdi kılıfsız bir yarım ay.
Zamanın bile tanımlayamadığı
Bir inâyettir kalbimde gizli duran.
Bakışımın kenarında büyüyen bir sürgün
Hiçliğe tutunarak ayakta kalan…
Ben,
Bulanık menbâlarda
Akıntının izini taşıyan hırpan bir lüle.
Suda kaybolmuş bir mektup
Aynada saklanan bir yüzüm var.
Geçici san beni
Lâkin göz ucuyla geçeni yorarım.
Gölgeden öte yerde
Bir ömrü diz çöker beklerim.
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.