0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
28
Okunma
Masanın üstünde iki fincan...
Biri soğumuş,
Diğeri beklemekten vazgeçmiş.
O gün anladım:
Bazı eşyalar da yas tutarmış.
Takvimler değişti,
Pencereden mevsimler geçti.
Ama duvardaki saat,
Bir ayrılığın dakikasını
Hâlâ bırakmadı.
Bir aşk biter; insan bunu önce inkâr eder.
Sonra aynı sokaktan geçerken
Başını çevirmemeye çalışır.
Çünkü bazı köşeler,
Hatırlamaktan daha güçlüdür.
Bir kahve daha soğur aynı masada,
Aynı sessizlik büyür fincanların arasında.
Adını anmadan geçen saatler gibi,
Eksilerek çoğalır insan kendi içinde.
Bir kitap açarsın,
Arasından eski bir yaprak düşer.
Anlarsın ki,
Hatıraların da mevsimi var;
Kuruyorlar...
Ama dağılmıyorlar.
"Gitmek" dedikleri,
Bir bedenin uzaklaşması değildir.
Asıl giden,
Birlikte kurulmuş yarınlardır.
İnsan en çok,
Gerçekleşmeyen ihtimallerin yasını tutar.
Sonra susmayı öğreniyorsun.
Çünkü bazı acılar
Konuşuldukça eksilmiyor;
Sessiz kaldıkça
İnsanın içine yerleşiyor.
Ne sana sitemdir bu,
Ne kendime verilmiş bir ceza.
Sadece...
Yarım kalmış bir şarkının
Bitmeyen son kıtası.
Ve gün geliyor,
Adını anmadan yaşamayı öğreniyorsun.
Ama bir kahvenin buğusunda,
Bir tren düdüğünde,
Yağmurdan sonra toprağın kokusunda,
Ansızın yeniden karşılaşıyorsun onunla.
İnsan,
Unuttuğunu sandığı şeylerle yaşlanıyor.
İşte yarım kalanların şarkısı,
Hiç bitmeyen yerden başlıyor.
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.