2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
142
Okunma
Yolun düşerse bir gün gönül haneme,
Kapım da açık, yüreğim de sana.
Lükse gerek yok, samimiyet başköşede;
Bir tatlı söz yeter, gerisi bahane.
Gel, bugün misafirim ol;
Çay var içersen, ekmek var yersen.
Kahvem yok, gönlüm çaydan yana...
Derler ya, "Kırk yıl hatırı var."
Kahveyi değil, vefasızlığı sevmedim ben;
"Kırk yıl hatırı var." deyip kırk günü bile esirgeyenleri.
O yüzden çay demlerim her gelen dosta;
Çünkü hatır fincanda değil, gönülde demlenir.
İster otur başköşeye, başımın tacı ol,
İster susup dinlen, içindeki sesi dinle.
Bizde misafir baş üstünde taşınır;
Gönül ne çay ister ne kahve, dokunan bir kalp arar sadece.
Bizim zenginliğimiz ne altındır ne gümüş;
Paylaşılan lokmadır, içten bir gülüştür.
Bir tas çorba, bir bardak çay yeter bazen;
Yeter ki sofraya sevgi, yüreğe vefa düşsün.
Çayın demi koyulaşır, sohbet derinleşir,
Saatler geçer de kimse zaman saymaz.
Çünkü aynı masada gönüller buluşmuşsa,
Sessizlik bile en güzel sözü anlatır.
İnsan dediğin biraz da hatırlanma biçimidir;
Kimi kalpte iz bırakır, kimi yalnızca gürültü.
Biz iz bırakmayı seçtik sessizce,
Ne kırarak ne de kırılarak...
Bir çayın buğusunda saklı kalarak.
Bir gün ne çay kalır ne ekmek sofrada,
Ne de fincanların sıcaklığı avuçlarda...
Geriye gönülden gönüle bırakılan iz kalır;
Çünkü insan, gönüllerde bıraktığı vefa kadar yaşar.
Ve bil ki insan, bir fincan çayda değil, bir gönül sıcaklığında hatırlanır...
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.