0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
49
Okunma
KİRAZ AĞACININ ALTINDA 4 ÇAYI
Kiraz ağacının altında başlayan bir hikâye vardı
iki kişinin değil, iki kalbin birbirini bulmasıydı
4 çayında, göl kenarında bir masa kurulmuştu
tahta, sade ama içinde dünya kadar anlam taşıyan
pıtı kareli örtünün üstünde iki fincan
ve aralarında söylenmemiş binlerce cümle
semaver kaynardı usul usul
buharı ormanın içine karışırken
zaman biraz geri çekilirdi
sanki bu buluşmayı bozmak istemezdi
sen çayı karıştırırken
ben gözlerini izlerdim
her hareketin bir şiir gibi
her suskunluğun bir cevap gibi
“şeker koyar mısın?” diye sorardım
sen bakardın
ve o bakışla anlaşılırdı her şey
çünkü bazı insanlar vardır
çaya şeker koymaz
hayatına tat olur
kiraz ağacı şahit olurdu
iki yabancının birbirine dönüşmesine
göl, yüzünü saklamayı bırakırdı
orman sessizliğini sana verirdi
gün ilerlerdi
ama biz acele etmeyi unutmuştuk
çünkü orada zaman değil
birliktelik ölçülürdü
sen güldüğünde
ben içimdeki bütün eksikleri unuturum
ben sustuğumda
sen benim yerime tamamlanırdın
ve o masa
bir günün değil
bir ömrün başlangıcı olurdu
çay soğurdu belki
ama içimizdeki sıcaklık kalırdı
kiraz ağacı büyür
biz aynı hikâyenin içinde çoğalırdık
iki sevgiliydik
ama aslında tek bir duygunun iki yarısı
aynı gölde yansıyan
aynı gökyüzüne bakan iki kalp
ve o kiraz ağacının altında
her şey biraz daha yavaş akardı
sanki dünya bizim için durmayı öğrenmişti
4 çayı sadece bir saat değildi orada
iki kalbin aynı anda susup aynı anda konuştuğu vakitti
sen fincanı dudaklarına götürürken
ben içimde bir ömrü yudumlardım
çünkü sana bakmak bile
insanın içine sığmayan bir duyguydu
göl hafif dalgalanırdı
rüzgâr ince ince geçerdi aramızdan
ama hiçbir şey bizi dağıtamazdı
çünkü biz zaten birbirimizin içinde toplanmıştık
kiraz ağacı eğilmezdi artık
sanki bizi korumak için dimdik dururdu
yapraklar bile daha sessiz düşerdi
rahatsız etmemek için bu aşkı
sen “çay güzel olmuş” derdin
ben “sen varsın diye” derdim içimden
ses etmezdim
çünkü bazı sevgiler söylenince eksilir
semaverin sesi bile bize benzerdi
usul usul ama hiç bitmeyen
tükenmeyen bir yakınlık gibi
ve o an anlardım
aşk büyük sözlerle değil
küçük bir fincanın içinde saklanırmış
4 çayıydı
ama biz
bir ömrü tek yuduma sığdırmaya çalışan
iki kalptik
ve güneş kiraz ağacının arasından çekilirken
ışıklar gölün üstünde ince bir çizgiye dönüşürdü
biz o çizginin tam ortasında dururduk
ne tamamen gündüzdük
ne tamamen gece
sadece birbirine yaklaşmış iki zaman gibi
sen fincanı masaya bırakırken
parmakların hafif titrerdi
ben o titremede bile bir hikâye görürdüm
söylenmemiş ama yaşanmış
çay artık ılık bile değildi
ama biz hâlâ içindeydik
çünkü bazı anlar
bitse bile insanın içinden çıkmaz
kiraz ağacı sessizdi
ama sessizliği bile anlamlıydı
sanki “burada bir aşk oldu” diye fısıldıyordu rüzgâra
sen bana bakardın bazen
öyle kısa, öyle derin
ben o bakışta kaybolurdum
ve kendimi bulmaya bile çalışmazdım
semaver susmuştu
göl kararmıştı
ama içimizde hâlâ aynı sıcaklık vardı
ve o akşamın sonunda
hiçbir şey yüksek sesle bitmedi
sadece iki insan
birbirinin içinde daha derin kaldı
kiraz ağacı tanıktı
çay tanıktı
ve biz
bir aşkın en sessiz hâlinde
birbirimize en çok bağlanan iki kalptik
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.