0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
14
Okunma
Yalnızlığı getirdi bir deli rüzgâr.
Kapımı çalmadı,
içeri daldı.
Perdeler savruldu,
duvarlar sustu,
ben içimde devrildim.
Ayrılık bu kadar acı olabilir mi?
İnsan bir bedenden değil de
bir ruhtan koparılmış gibi
eksik kalabilir mi?
Ölmek ne çare
ne de bir kurtuluş artık
bakan gözlerime.
Çünkü bazı acılar
ölümle değil,
yaşayarak tamamlanır.
Yaralı bir kuş gibi çırpınıyorum.
Kanadım kırık değil belki
ama yönüm yok.
Göğe yükselmek istiyorum,
yer beni bırakmıyor.
Sesleniyorum,
ama sen duymuyorsun.
Belki yaşıyorum sadece
nefes almaktan ibaret.
Bir alış, bir veriş…
ama içinde sen olmayan
her nefes
yarım bir cümle gibi.
Bir darağacının ucunda
göğe bakıyorum.
Asılı olan bedenim değil,
hatıralarım.
Deli düşünceler
ıslatıyor hayatımı;
ip değil boğazımı sıkan,
sensizliğin düğümü.
Bir deniz kenarında
yıldızların altında
yakamozun aydınlattığı
boş sokakların sessizliğinde
kaybolan bir hayatı
yaşamak zorunda bırakıldım.
Dalga vuruyor kıyıya,
her vuruşta adın var.
Geri çekiliyor deniz,
ama acı kalıyor.
Sen yoktun.
Ve ben
sensizliğin kor gibi yakan
acısıyla baş başa kaldım.
Biliyor musun,
ateş bazen yakmaz,
yavaşça kavurur.
Ben yandım.
Kimse dumanımı görmedi.
Geceler büyüdü içimde.
Bir yıldız kaydı,
dilek tutmadım.
Çünkü dilekler
dönenlere edilir,
gitmiş olanlara değil.
Şimdi sokak lambaları
yüzüme vuruyor sarı ışığını.
Gölge uzuyor arkamda,
yalnızlık benimle yürüyor.
Ben bir hayatın içinde değil,
bir yokluğun içinde yaşıyorum.
Ve en acısı ne biliyor musun?
Alışıyorum.
İnsan en çok
acıya alıştığında
kaybeder kendini.
Ama yine de…
bir yerimde
küçük bir umut kalıntısı var.
Belki bir gün
rüzgâr yön değiştirir,
deniz geri verir çaldığını,
yakamoz başka bir kıyıya değil
bana vurur.
Belki bir gün
gözlerime bakarsın da
asılı kalan hayatım
yeniden yere basar.
Ama bugün…
Bugün ben
yıldızların altında
sessizce yanan
bir hayatım.
Ve hâlâ
seni sevmekten başka
bir çıkış yolu bilmiyorum.