12
Yorum
31
Beğeni
5,0
Puan
562
Okunma
Karanlığın tuz ölülerinde çoğalan ırmaklar,
Gülüşü aynaya kavuşan bir günün
nar çiçeği.
Buğu masalların bıraktığı g/özler,
Geceye bulanan ellerimde
mor hareli inci kuşlarını saklar;
İç içe yaraların yalnızlığı,
yağmurlu bir dalın alaz baharıyla yıkanır.
Bulut kalınlığındaki şiirler ilerlerken yüzümde,
Giz’in kafesi aralanır,
tül salıncakların yeşil düşü başlar.
Topuklarımda yükselen dünya,
yanar yüzü toprağın durmadan;
Rüya dilinde çöl mızrağıyken dudaklarım,
Şimdi gün görmüş yapraklarla
tazecik şiirler açar ellerime.
İç çeken uçurumların avare kuşları,
Göğün tenine çekilen o büyük göçlüğe
yeni iklimler kurar.
Ay sözlü gece,
sevinçlerin lalezar ışığıyla dilleşir;
Su ve ateş kıvamında bir mırıltıdır
artık ruhumun fırtınası,
Ölümün mürekkebli dalından,
sabahlara turnalar doğar.
Sürgün çocukların yarınlı dağında,
Nal sesli uykular uyanır kırmızı yapraklarla.
Karanlığın aydınlığa çaldığı o ıslık,
Ahreli hüznü boğar,
delirmiş suları dindirir;
Ve geçip gider herkeslerin içinden insan,
Kendi ışığına sarılmış bir gökyüzü gibi
....
5.0
100% (18)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.