6
Yorum
38
Beğeni
5,0
Puan
578
Okunma

Dili koparılmış bir devrin çığlığıdır bu;
uykusuzluk...
Gök boşluğunda asılı duran ziggurat.
Kutup gürültüsüyle örtülü eller,
bilinmez bir simgenin parmak uçlarında;
Erebûn: Sahipsiz silüet.
Sızıyor daralan kılcallardan kanın atîk kıymeti;
ölümün göğsünde suskun bir paye.
Sağır bir çiğ düşer geceye,
ayak sesleri kendi kuytusunda boğulur;
duvarların çatlaklarında örümcek mazi,
tuzlu uğultu, eski şarkıların mezarlığıdır.
Karanlığın sarnıcında bir körük soluğu,
loncaların kucağında dağılan bin yıllık parçalar;
nefesin isli, Uruk esrarı bu,
Şumer buğusu...
Ateşin defterine yazılı sarsıcı hüküm,
Ocak uykusunda saklı,
kayıp mühürlerin tortusu,
unutulmuş yazıt.
Çanakkale’de nârın kavurduğu buğday;
hoyrat bir yel ile zaman kokuyor.
Otlar arasında yitmiş izler,
kül ve rüzgârla yıkanmış.
Balçık alttan taşlara işlenmiş bir çağın anıtı.
Güneşin boyadığı kırmızı kumlar,
tufan sonrası medeniyetin gölgesini taşır.
Uykusuzluğun son ufkunda
toprak dudaklarını aralıyor yeniden;
Fırat’ın köpüğünde yıkanmış mısralar,
Sargon’un uykusundan çalınmış bir rüya.
Tarih;
terk edilmiş gövde,
arza sığmayan büyük levha,
ıssız kahribar
....
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.