12
Yorum
44
Beğeni
5,0
Puan
591
Okunma

Dünya, dışarıda yalnız bir uğultu,
Ben, suskun bir şehrin adı.
Camdan örülmüş rüyayım,
Lif lif çözülen bir sessizlikte
köklerinden yosun sarkan karanlık.
Gece ince bir iğne gibi işler tenime,
keçe bir örtü altında
nar kabuğundan sızan buharla,
içimde bir göçük büyür.
Düşler, dilini yudumladığım
kızıl kaplı bir kitap,
harf tozu birikmiş sayfalarında.
Parmak uçlarımda kıvranıyor sessizce,
bir oyuğa benzer boşlukta.
Tut göğün suskun suyunu,
tortu gibi çöksün
dilin dibine.
Toprağın göğsüne düşüyor
yağmurdan doğmuş gri çiçekler,
yüzeyinde kabartı gibi duran bir sızıyla.
Camları öpen dallar
tırnak uçlarıyla ıslıklar geceyi.
Kentin üzerinden geçiyor
bir çanın nal yankısı,
ve kırağı tutmuş bir sabahın içinde
uykusuz bir kuşun
sessizliği.
Gümüş bir leke gibi
vakit, iç içe işler sessizliği,
pus tutmuş bir merdivende
Her şiir bir pencere
Derin bir kuyuya açılan.
Kanıyor
Hiç varamadığım kıyım.
İnce bir sağanak
Göğün dikişlerini söker,
sarkıt gibi uzayan
Hasretin perçemiyle.
Asılı kalmış bir gün,
Dalgın bir gölge dizlerimde.
Bir divan gazali gibi
Ruhum, göğümde uçuyor.
Kalem:
İpeksi kında vaktin buğu beli
Kristal bir yara
Dokunsan kırılacak.
Ay düşüyor denize,
mercan bir dip uyuyor.
Yollar: ıslak ve yorgun.
Burası mabedim.
Dudağımın kıyısında bekleyen bir girdap,
İçimde şaraplaşan bir rüzgâr yaprağı
Sızıyor dilime
Gölgelerden örülmüş kuş kanadıyla.
Kanayan yerimden
Şiir fışkırıyor
....
5.0
100% (23)