2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
71
Okunma
Doğduğunda öksüz değildin.
Hala da değilsin diyoruz bazen ama,
Öylesin.
18 yaşında kim anlar dünya rengini?
Anlarsın gerçi,
Eşşek kadar adamsın.
Kalıbından da mı utanmıyorsun?
Bu kaba saba bedenin içinde,
Kaba saba bir ruh taşıyorsun.
Belki de kara trenin ulaşamadığı,
Diyarları geziyorsun.
Yok işte, olmadı.
Yaşamayı dâhi beceremedim.
Ve ondan da el etek çektim.
18’i bekledim hep,
Her şey düzelir umuduyla.
Ne değişti biliyor musun?
Hiçbir şey.
Her şey pembeyle karışık gri.
Biraz daha yaşatabilmek için beni,
Ruhum belki saklar benliğimi.
İyi de ben ne zaman büyüyeceğim?
Hep böyle koca bir eşşek mi olacağım?
Büyük bir bedenin içindeki bebek miyim?
Yoksa kundağıma mı sarılı kalacağım?
Ben yalnız kaldıkça Allah’ın her günü,
Sanırım biraz daha boy atacağım.
7 yaşımda ilk fidanımı diktim.
İlk o zaman gördüm ağacın dallarını,
Gerçek manasıyla.
Bir can suyu verebilmek için,
Can vermemiş edasıyla.
Belki de canımızı çıkarmadan yaşayan,
Yeşillenmiş sedasıyla.
Ne varsa hayırda şerde,
Sokaklar hep bir şey anlatıyor.
Gözlerinin etrafını delerken,
Çukurları sana doldurtuyor.
Biri can vermek üzere iken,
Diğeri hayata yeni başlıyor.
Belki kalbinde dolaşan kandan,
Kendini sorumlu tutuyor.
Müsebbibi o değil ama, bunu hiç bilemedi.
Yalnız o da değil, hiçbirimiz bilemedik.
Kan dolup boşalan bir organ ne anlatır ki?
Hiç göremedik,
Belki de bunu istemedik.
Yarınımız kolay olur diye,
Kalptekileri saklamadık.
Her birini sebepsizce eledik.
Şimdi yine 18’im.
Ne demiştik?
Hiçbir şey değişmedi.
Bir ben varım burada.
Bir de zihnimde kalanlarım.
Fark ettim, başka bir şeye muhtaç değilim.
Beynimde bombalar patlatsa da bu yalnızlık.
İki hasbihal edince anladım kendimle,
Ben artık o korkak insan değilim.
5.0
100% (4)