7
Yorum
46
Beğeni
5,0
Puan
589
Okunma
dağ, uykudan uyanmış bir çocuk gibi;
yağmur, kentin omzuna karanlık bir hırka örtüyor.
ağzımda kelimelerin ıslak rüzgarı
ve sesimde çırpınan loş gölge.
Ki, bir rüya kimliğiyle
geçer içimden sevdiğim
damlaların derin ırmağına.
kimbilir,
yağmur tutulmasıyla dara atılan
nazenin bir güneşim, eşiğinde vaktin.
Sessiz gemiler,
gecenin elemli kalbine kürek çekerken,
ufka çizilen yolum:
yol, mavinin nemli yalnızlığı.
Sırtımda duvarın dalgalı camları,
çalınmış günlerin rüzgarı savurur yaprakları.
Bir gece kuşuyla kıvrılır sessizliğe bahar;
su sesiyle çırpınır avlunun tenhası.
Hasretin gül cümlelerinde siyahın kadifesi...
ki bu gece yoksam vakitten,
gün gelmeyecek değil ölüme.
Ağır ağır zal yollara inen camlarda
akşamüstleri,
sessiz dünyanın göz çarpıntısında
çölün hayâl uykusunda eriyorum.
Usul usul,
aç gözlerini artık:
dal uçlarında toprak, güneş ve
içimde sızlayan mor suskunluklar...
Uyan,
göğsüme sızan şafağın ince sesine
....
5.0
100% (21)