4
Yorum
35
Beğeni
5,0
Puan
583
Okunma

Kızıl bir hûş’a eğildi sa’at,
Yüzüm geceye tutunmuş bir nükte
düşleri hilâl nağmeli bend,
gül, rüyasını döküyor toprağın sathına
Bu ağır sarısı hayatın ortasına çöken yazgı,
Bir nihan babdan sarkar havâ
Şehrin dili sustu, unuttu alfabeyi.
Bir nazlı rüzgar kalktı göğe,
güneşe inandıkça,
İklim kokusunda süzülen ney nağmesi;
Gözlerinden ram olur, billur bir mırra
Perde yırtılır, güvercin bir sayfa açılır,
Her beyaz külden bir ledün sızar,
Hasat vakti mazmun,
sûret sûret düşer muhakkak.
Vefânın ahengi, mercan ısırması.
suya çizilen yolda
Kıvılcımın telvesinden doğan bir filiz.
Lavanta kokusu, çıplak bir kovanın sıvasına siner,
Sessizliğin incisi, zarif bir zarda
İçinde susmuş bir bahar kanatır duvarları
Zıl gibi gölgeye sarınmış dem,
düşe yazar kendini.
Sineme çöken mührün seher vakti,
Kevser akışlı bir kelâm üşür parmak uçlarıma.
Uyur sahrânın tenhasında hurûf
Bir gülzâm halinde geçer şeyhanevi sükut
Derin bir hicranla öpülür
Zamanın alnı
....
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.