1
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
289
Okunma
Karanlığın tuz ölülerinde çoğalan ırmaklar,
buğu masalların bıraktığı g/özler.
Âheste bir düş gibi süzülür zamanın fısıltısı,
bulut kalınlığında şiirler,
yüzümü saran giz’in kafesiyle ilerler.
İç içe yaraların yalnızlığı tuttuğu yağmur ellerinde
sesimi dinler zaman ve geçip gider
herkeslerin içinden insan.
Bir kitabın içinde, sebrin yol destanı.
Topuklarımda yükselen âlem,
rüya dilinde çöl mızrağı.
İç çeken uçurumların göçebe kuşlarıyla mırıldanıyorum,
dudaklarımda ay sözlü gece,
ruhumun fırtınası.
Figanla yırtılır gecenin sessiz örtüsü
kızılı silik imgenin flu bakışları,
derinliğin uykusunu sayıklayan gölge.
Orada ay, nazenin bulut güverciniyle kıvrılırken
narı bir ateş toplar avuçlarından.
Düşün en saydam yolu, bir yürek esnemesiyle
ayrı ayrı odalardan geçer.
Bir şehrin sabır bezeli aynasında
yüzüme dökülüyor ellerin.
Geceye kurduğum ışıklarda aklımın yâr edası,
sığınaklara sığmıyor mor laleli kanatlarım.
Sürgün çocukların yarınlı dağında
bir şiirdir ellerim;
nal sesli uykuların kırmızı yaprağı,
gök genişliğinde perde.
Ki ölümün mürekkebli dalı,
karanlığın aydınlığa ıslığı,
ahreli hüzün,
gölgelerde susmalar ve delirmiş sular.
Hep yeniden yan yana
kendini görür insan;
bırakır yakamı sevmeler,
yokluğun basamağına
sonsuz yolculukla
....
5.0
100% (8)