6
Yorum
25
Beğeni
5,0
Puan
328
Okunma
Kelimelerin puslu manzarasında saklıyorum seni.
Paranoyanın en çaresiz, en dur durak bilmeyen hikâyelerinde.
Şiir yazacak yaşta değilim artık, sen de biliyorsun.
Tekrar edilen sözcükler,
peşi sıra dizilen
ve anlam bütünlüğü kurduğunu ısrarla iddia eden heceler…
Bizim yalanımız değil de ne bu akıl almaz, bu içi kof cümleler.
İnsan öleli çok oldu gönlüm.
Dünya dönmekten, doğa doğmaktan vazgeçeli çok…
Kısır bir sevdaya tutuluyor artık insan; kısır bir hatıraya.
Başkalarından emanet kızgınlıklarının üzerini boyamaya çalışıyor acemi gülüşlerle.
Anlamanın nesi güç, anlamıyorum.
Öldü işte insan; insan öldü!
Öyle paldır küldür de değil üstelik.
Şiirleri, şarkıları, o güzelim mevsimleri de alarak yanına.
Yeşilleri, alları, en çok da beyazları.
Bakışarak konuşmayı, susarak anlaşmayı…
Yeminleri diyorum, yeminleri!
Üzerine basa basa diline doladığı o ilahî sözleri, sözcükleri…
Hepsini, hepsini alarak yanına, bencilce öldü insan.
Ne kaldı geriye diye düşünüyorum çoğu zaman; ne kaldı?
Kendi yalanına inanan; üstelik bununla mutlu olan birkaç serçe yürekten başka ne kaldı?
Değmesin artık kimse bana.
Yorgunluğumun omuz ağrılarına,
başımdaki amansız zonklamaya
ve olur olmadık omurgama düşen zamansız sızıya.
Olacak olanlar oldu ey gönlüm.
Gidecek olanlar gitti,
kalanlarsa bizi çoktan terk etti.
Düş artık aklımın ucundan.
Düş, düşlerimin bir türlü uzamayan uzuvlarından.
Bir hançer de yetmiyor ki kesmeye damarlarını senin.
Bin yalan,
bin sahtelik,
bin ihanetin yaramadığı yerde,
bir hançerin yarası mı olur, söyle!
Katlaya katlaya ölesim var şimdi.
İçimdeki benle kavgaya tutuşasım, dizlerini kırıp yüzüne haykırasım var.
Düşlerimden kopmayan umutlarımın ayaklarını kırasım,
ölüm döşeğine yatırıp,
kalkmasın diye bir daha;
bir daha kalkamasın diye,
üstüne toprak atasım var.
Ölesim var ölesim!
Hiç doğmamış gibi, yaşamamış gibi; tüm bu ayrılıkları, gelgitleri…
Vurulmuş serçelerle doluyor büyüdükçe yükselen bağrım.
Kanatlarında bin yıllık dualar, pençelerinde yaralarımdan iltihaplı kabuklar.
Gömülmemiş kuşlar mezarlığı değil de ne şimdi bedenim.
Parsel parsel ağrıyor aklım,
gözlerim,
eski zamanlardan kalan kimi hikâyelerim.
İçi boşaltılmış onca sözden sonra susmak…
Susmak, anlamı kalan tek eylemi artık dilimin.
Ne çok yangınlardan geçti bu başım, ne çok sevmelere adadım seni ey gönlüm.
Ben öldürürken seni sahte gülüşlerin gergefinde,
söyle, hep mi aldandın dilimden her dökülene?
Hep mi takıldın aklımın yalan çengeline?
Oysa, sadece acemi bir yalancıydım; kendimce.
Daha düşlerimden başlardı yağmaya yağmur.
Elimde hep un ufaktı güvenden yapılmış kâğıt mendiller.
Hayli zaman olmuştu yaslamayalı sırtımı bir kayaya.
Bir dağa yaslanmayalı bir ömür!
Gel topla dağınıklığını gönlüm, bedenime küsesim var.
Tüm kitapları yakıp, müebbet yatasım var.
Kimsesiz şiirlere bırakıp zihnimi,
geçmişi boşayasım,
zindanlara kilitleyip seni dönülmeyecek uzaklara kaçasım…
Kahramanı kaybolmuş o hikayenin,
meçhulü olasım var.
Gel topla dağınıklığını gönlüm.
Dilimdeki sözcükleri kusmadan, failin olasım var.
Z.P.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.