19
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2432
Okunma

Bir çobanın kavalında yaşlanıyor gençliğim
Kendine yabancı bir dilin ağıt’ında acı ağlıyor
Dikenli tellerde yarası kalmış
Karmaşık bir örgüde can
Sansüre takılmış dağlı bir öyküde karakış zemheriyim
Sesimde kuş avazı
İçimde gece ayazı
s ö n m ü ş ü m...
Işığını yitirmiş yıldızlar aşkına Merhaba
Uyutulmuş düşlerimde ölüyor çocukluğum
Asırlardır bitmeyen baykuş masalı
Ve kurtlar çalıyor durmadan umutları
Yok devrimi düşlerimin
Fosilleşen sancıların evrimiyim
Cevapsız direnişlerde nefes
Ayrık vadilerde yankılanan ses oluyorum
Gece dürbünlerine düşen mavi kartalım
Sınır boylarından salınarak özgürlük çırpınıyorum
Ekmeğim ,
Suyum,
Azığım..
Kırışık ellerde sarılmış
Kaçak bir cigarayım
y a n m ıı ş ı m...
‘’Vurulmuş güvercinler aşkına Merhaba’’
Yarınlarımı ölüme satmaktan geliyorum
Yurduna gizliden sızmış bir ambargoyum
Sürgünüyüm künyemdeki çizgilerin
Sabahına şafak doğuramayan gün
Renklerini çiçekte soluyan bir imgeyim
Özünde baharı kalmış bir mimoza
Şekersiz bayram sabahı
Ezansız ibadet saatiyim
d u r m u ş u m...
Filizlerini toprağa dökemeyen çiçekler aşkına Merhaba
Cennetten kovulan pusulasız bedevi
Yüzüne hasret suyun rengiyim
Çölüm olabildiğine
Söndürülemeyen yangın
Alev kırmızısı kanım
Kendi közümden tutuşuyorum
Bir yürüyüş marşıyım
Sadece kendime besteyim
Ölüm kadar soğuk
Ateş kadar yanardağım
y a n m ı ş ı m...
Dirilmeye yeltenen volkanik dağlar aşkına Merhaba
F.D