9
Yorum
33
Beğeni
5,0
Puan
682
Okunma
Tünellerin düş göğü,
ürperen ışığı tenlerken
uykuların sabahına süzülür.
Bir nemin nabzında,
sürgün hikâyelerin lavı
ağulu bir ateş.
hırsızın gözü düşer aynalara.
Ezberledim adını.
Çıplak bir yıldırım gibi çakıyor
leylak sarhoşu damarlarıma.
Kuyuların alnında,
kara sel’im kınalıydı.
Avucumda terazi çizgileri,
dizlerimin ucuna denk gelen haritada
dengeler uçurumun niyetini.
Çığlık sarar havayı.
Gözlerinin menzilinde kayalar devinir,
büyük bir uğultuyla küçülür dünya.
Şarkılar, suların kanatlarına biner.
Bir çocuğun unuttuğu ses,
sisli bir tufan bırakır
yüzümün yıldızlı yolculuğuna.
Kalbimin eşiğinden akar yadın.
Bak...
Bir serçe konmuş gözümün inciğine,
maviye emanet etmiş umudu.
Dizelerin çeperinden taşar
günahı kusan düşlerin
dudağıma öpücük gibi konan ağrısı.
Bir gülün sapı kırılır ölümün uğultusunda
aklıma değdiğinde ismin.
Anlıyor musun?
Az evvel,
bir elmanın diş izi dokundu
tadınla harmanlanan gövdeme.
Bir elmayla nasıl sevişilir?
Kaynağı sen,
dalı sen.
Bir tüy dokunsa bacağıma,
kıyameti taşırım bakışlarında
bilirim.
Bazen,
ağlamak istiyorum gök kubbenin yırtığında.
Kül olmuş küçük âlemimde,
susuz bir özlemin
dağ başına kaçışıyım.
Işığım,
sensizliğe çarpan yıldızları
adınla sayıyor gecede.
Dinleme öyle...
Onbeşin gülüşünü çoktan geçtim.
Sen, ben
toprağın ikindi mavisini bölüştüğümüz
o birlik.
Yüzündeyim şimdi,
mor bulutlu sokakta.
Saat 12:45.
Etlerim dökülüyor
merdiven başında unuttuğun bakışa.
“Ah” desen,
ateşlenir soluğum.
Parlar bütün gece.
Anlıyor musun?
Bu, içimde kıvranan bir turna sürüsü.
Yanağımdan düşen
gülçürük bir nefes.
Adını dokuyorum geceye,
kırılmış bir deniz fenerinin pusulasıyla,
Sesin değdikçe,
kökünden sökülüyor içimdeki rüzgâr.
Ay ışığının perdesine bağlanmış
dilek gibi sana akıyorum
5.0
100% (16)