7
Yorum
39
Beğeni
5,0
Puan
720
Okunma
Buz renginde açan ağıtın kasveti,
Dizlerinde soluklanan bir akşam.
Birkaç karanlık gölge,
Kaderin gelinliğinde...
Bir nehrin yatağında sessiz telaş
Çağlayan endişe var içimde
Kaç kurşun susturur bir adamı
Kaç hatıra gömeriz de
Hiçbirini toprağa veremeyiz
Yıldızsız göğün bakışında vakitsiz doğmuş kuşlar,
Sancının ayaklarına kıvrılan gece,
Diken diken,
Rüyalarımın kül tutmuş tebessümüne.
Buğday gökleri altında,
Söyle bana
kaç kez dirildin o kısık ışığın küllerinden.
Ah, turnaların göğsünde taşıdığı çağrı,
Siyaha çakılmış ay gibi,
Gözlerimin menekşe ağrısına donmuş.
Salıncakta çocuklar,
zamansız bir düşte asılı.
Hicret çiçeğiyle içime dökülen,
Gelişi suskun yalnızlık,
Sesinle kanayan zamirler,
Efsane gibi asılıydı boynumda.
İçime kazınan bir mim;
Bedeni soyulmuş anlamın,
Hayret ravzası,
Zayıf bir uzaklıkta,
Kendimi yitirdiğim yerde buldum seni.
Yüzümde sabrı tükenmiş intihar.
Yakarışın baş eğmiş mihrabında seher,
Sustuğum yerden doğar cümlem.
Uykulu iklimin cenneti,
Kendini yakan ışığın dudaklarına küstü.
Avucumda takvimler,
Ve sırtını dönmüş gölgeler.
Sesini yutmuş halay gibi,
Bir sokağın çöl gözlerine dilimlenmiş sevinç.
Ki,
Bir isyan,
Bir öpüş,
En suskun yerinden sana benzer.
5.0
100% (13)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.