17
Yorum
60
Beğeni
5,0
Puan
1334
Okunma

Her dizede,
her sessizlikte
kaybolan bir yankıyı arıyorum;
martıların nemli dudaklarında,
nehrin kirli akışını öperek.
Sırrın çizilmiş teninde,
bütün kırık aynalar birer hüzün,
birer yaradır bakışlar,
çarmıha gerilmiş,
gözlerinde çözülemeyen düğümler.
Gerçek güzellik,
gölgelere gizlenir,
göl kıyılarında
kanat kanat süzülen bir şarkıdır.
Bir çığlık şimdi,
ateşin içinde,
çeliğin kabuğunda dövülen bir sızı.
Seslerin küllerinden doğan
o acı alev,
kalbin derin yarasında yükselir.
Ve o çocuk kahkahası,
bir zamanlar kaybolan neşenin,
yavaşça yaklaşan sesi olur.
O eski bayramlar
zamanın kıyısında sarkan
neşeli bir zil içimizde.
Göz göze gelmeyen aynalar gibi
çekingen tebessümler dağılıyor
rüzgârın hafızasında.
Kandil iplerinde asılı
adını unuttuğumuz sevinçler var hâlâ
çocukluk denen o sisli imge,
sedef gibi kırılan bir hatıra
dilin kıyısında.
Sözcüklerin ötesinde,
dilin bitimsiz sessizliğinde
kaybolan bir hece var;
ilk umutlu seda,
toprağın yorgun yarığından süzülen.
O ilk sesin
taşları sarmalayan rengi;
çıplak ellerde yeşeren,
doğuşun kızıl tonları.
Yangınla yanmış her ten,
hala soluk alıyor,
sonsuz tekrarlar gibi.
Bayram,
bir rüyanın en ince yerinden sızan
süt beyazı bir sükûnetin sevincidir şimdi.
Çünkü
her sarılma,
unuttuğumuz bir zamanı
yeniden uyandırmaya çağırır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.