2
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
73
Okunma
kuytuların kursağına iliştirilmişti çocukluğum,
kardeşlerim atmadı beni kuyuya
ben ki Yakup’umun gözlerinde kaybetmiştim gömleğimi
hayatın tekinsiz yollarında,
gölgem diye kendi korkularımı taşıdım,
ah! O olsaydı...
dokunsaydı saçlarımın tellerine o mübarek elleriyle,
O’nun sokağından geçseydi çocukluğum,
yokuşların kahrı silinir, yollar düzlüğe zikrederdi,
bitmeyen bir nuru emzirirdim gözbebeklerime,
bekledim... günlerin ve gecelerin koynunda,
uzun dedikleri o bitmeyen anda,
yara üstüne yara sardım,
sevmek diyorum, bir varlığı tanımaktı
oysa ben,
göğsüme yuva yapan bir acıyla yokluğu soludum.
sessizliği giymişti yüzüm, dilim ve ellerim,
kendimi kimsesizliğin en ucunda buldum
en güzele sığınmak bile dindirmiyordu bu sızıyı.
gökyüzüne bakıp:
"Ey İsa," dedim, "herkesin nasibine düşen o paydan,
sen de esirgeme benden, baba sevgisini."
kefareti ödenmemiş bir hüznün tiryakisi yüreğim,
gidecek yerim daraldı bu fani dünyada,
sığamadım kentlerin enkazına,
karanlığı çoğalttım gittiğim yollarda,
Kün’e amade bir sükûtla
bitsin artık bu beyhude arayış.
ruhumun ıstırabı sussun,
sussun bu kimsesizlik!
ve içimdeki bu isyan,
doğduğu ilk andan kopup,
bir gün sevgiye yelken açsın
hiçliği giyinmiş ruhumdan soyunsun tenim.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.