0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
87
Okunma

Zamana Direnen Son Mevzi: Ortaköy Nişi
Yine o bildik, tozlu köy yollarındayım... Cebimde yalnızlık değil, keşfetmenin o çocuksu heyecanı var. Belki de bir sevgilinin yokluğunu, kadim bir tarihin kucağında uyutmaya gidiyorum. Bu sefer menzilim ırak değil; hemen yanı başımızdaki, can komşumuz Ortaköy. Eskiler "kasaba" derdi buraya. Kanunlar ne derse desin, o soğuk "mahalle" ismine inat ben hâlâ "kasaba" diyorum. Tıpkı eski bir sevgiliye, sadece ikinizin bildiği o mahrem ve sıcak isimle hitap etmek gibi...
Şimdi Ortaköy’ün, hüzünlü bir sessizliğe bürünen sokaklarındayım. Bazen en büyüleyici hakikatler, bir ayrıntının kucağında, gözümüzün tam önünde gizlidir. Biz fani gözler, onu görmekten acizizdir çoğunlukla. Bilmem, belki de ruhumdaki o iflah olmaz şairlik letâfeti bana gösteriyor bu incelikleri. Çocukluk aşkınızın sadece simasını değil de; gözlerinin o ele avuca sığmaz rengini, yazmasındaki ince desenleri ve o baş döndüren kokusunu iliklerinize kadar hissetmek gibi bir şey bu...
Bir sokak arasında, halkın "Saray" dediği, o harap, yıkılmaya yüz tutmuş eski bir köşkün önünde duruyorum. Taş duvarın kederli çehresinde, duvarda bir oyma, zarif bir süs çarpıyor gözüme. Tam anlamıyla ne olduğunu, hangi dertten açıldığını bilemediğim bu tarihi oyuk, eski bir sevgilinin yüzündeki o hüzünlü tebessüm gibi çekiyor beni kendine. Hemen objektifime basıp, o anı ebediyetin kucağına emanet ediyorum.
Öyle asil, öyle vakur duruyordu ki yıkılmış o taş duvarın bağrında... Sanki yaşanmışlıkların hatırına, düşman askerlerinin amansız hücumuna direnen son sancaktar gibiydi. O duvarın, o mevzinin tek bekçisiydi sanki... Kimbilir, zamanın hangi kuytu köşesinde kimlerin nasırlı elleri değmişti bu zarif oymaya? Kimbilir, bunu nakşeden ustanın hangi yürek yangını işlenmişti bu taşın her bir santimine?
Şimdi bakıyorum da; estetikten fersah fersah uzak bu beton yığınlarının arasında, o eski saray korkulu bir çocuk gibi saklambaç oynuyor. Belki de çıkmıyordur korkudan saklandığı yerden... Olur ya; eğer sahipsizlik yıkmaz ise bile bu kahredici yalnızlık, o koca, o mağrur köşkü yıkıp geçecek. Niye bir sevgiliye sahip çıkar gibi değer vermiyoruz bu tarihi anılara, bu sessiz tanıklara? Bunlar bu kasabanın, bizim ruhumuzun aynası değil mi?
Biliyorum... O eski insanlar ya toprağın kara bağrına göç ettiler ya da "bey" olup gurbetin yollarını tuttular. Lakin yok mu bu öksüz çocuk misali, yıkılmaya yüz tutmuş evlere, yüreğini bir ana kucağı gibi açacak o babacan yürekler?
Hani her cuma kasabaya pazar kurulurdu ya... O ne büyük, ne coşkulu bir ayindi öyle! O küçücük pazar, sanki kasabanın kalbinin attığı bir bayram yeri gibiydi. Alınan satılan; sadece taze biber, patlıcan ya da o alacalı basma fistan değildi... Sevgiydi, muhabbetti, samimi bir merhabaydı satılan... Ve şimdi göç edenlerin ardında, o koca çınarların mahzun gölgesinde o eski insanlar yok artık... Sadece, koca, yankılanan yalnızlıklar var.
Belki de Rahmetli Nalbant Gazi Koreli Amca’nın, o ateşin bağrında demir dövdüğü çekicinin, o celalli sesi sizi bu kör ve sağır uykudan uyandırır... Döner misiniz bilmem; o eski günlere, o samimiyete, o kasabaya...
Siz yine de boşverin yaşam kaygılarınızı... Rahmetli Koreli Amca’nın o unutulmaz sözü gibi; "Atın kör kuyuya" tüm dertlerinizi... Kanat çırpın beyaz bir güvercin gibi, bırakın kendinizi rüzgâra ve gelin bu kadim kasabaya...
Köy orada... O eski ev... O "Saray" hâlâ orada, sizi bekliyor...
Hüseyin Çomak
ORTAKÖY KASABASI
Çal Denizli
Nisan 2026
___
(Resmi olmayan Goguldan tarattığım duvarda çektiğim oyma için aldığım bilgiler bu bilgiler net kesin bilgiler değildir)
Bu fotoğraftaki süsleme, geleneksel Anadolu taş mimarisinde sıkça rastlanan; hem işlevsel hem de simgesel anlamlar taşıyan bir “niş” ya da yerel ağızla “terek/göz” yapısıdır.
Bu özel tasarımın öne çıkan özellikleri ve muhtemel anlamları şunlardır:
1. Kandillik ve Aydınlatma
Bu tür kademeli ve yukarı doğru daralan formlar, genellikle kandillik işlevi görür. Alt bölümdeki geniş boşluğa yağ lambası ya da kandil yerleştirilir. Üstteki basamaklı oyuk yapı ise isin (dumanın) dağılmasını sağlar; ışığın odaya daha estetik ve yumuşak bir şekilde yayılmasına yardımcı olur.
2. Mimari Üslup ve Estetik
Taş duvarın kaba dokusuna rağmen, sıva ile oluşturulan bu geometrik form; bölgenin geleneksel zanaatkârlığını yansıtır. Yukarı doğru daralan basamaklı yapı, kimi zaman Selçuklu ve Osmanlı mimarisindeki mukarnas geleneğinin köy evlerine uyarlanmış sade bir halk sanatı örneği olarak değerlendirilebilir.
3. Simgesel Anlamlar
• Bereket ve Koruma: Anadolu’da evlerin duvarlarına yapılan bu tür özenli süslemeler, evin ocağını, birlik duygusunu ve bütünlüğünü temsil eder.
• Hürmet Nişi: Eğer bu niş odanın başköşesinde yer alıyorsa, Kur’an-ı Kerim gibi kutsal eserlerin ya da aile için kıymetli bir objenin konulması amacıyla tasarlanmış olabilir.
4. Teknik Detay
Fotoğrafta görüldüğü üzere bu niş, doğrudan ana taş duvara oyulmak yerine; duvar üzerine çekilen samanlı kerpiç sıva ya da horasan harcıyla şekillendirilmiştir. Bu yöntem, iç mekâna daha sıcak, yumuşak ve yaşanmış bir doku kazandırır.
Özetle:
Bu yapı yalnızca bir raf değil; karanlığı aydınlatan, mekâna ruh katan ve evin ustalığını sergileyen küçük bir “duvar mücevheri”dir. Nişin bulunduğu oda ise büyük ihtimalle misafirlerin ağırlandığı ya da ailenin en çok vakit geçirdiği başodadır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.