5
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
293
Okunma


Çocukluk arkadaşım ile köyde gölgesinde oynadığımız asırlık kavak ağacı ile çekilmiş eski bir fotoğraf üzerine yazdığım küçük bir anı öykü...
GÖLGESİNE SIĞINAN ZAMAN: MAĞRUR DEVİN ARDINDA
Eskiden "buluşmak" diye bir kavramın lugatımızda yeri yoktu; zira biz ruhun bedenden ayrılmayışı gibi, birbirimizden hiç kopmazdık. Saatler kurulmaz, yeminler edilmezdi. Bizi aynı kökün etrafında toplayan, zamanın ve mekânın ötesinde hüküm süren o görünmez çekim gücüydü.
Elimdeki o sararmış fotoğraf karesinde, yaşlı ve vakur gövdesine yaslanmış iki çocuk silüeti duruyor şimdi. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir odun yığını sanılan o mağrur kavak; rüzgârın kekik koktuğu, toprağın sadakat fısıldadığı yılların yegâne şahidiydi. Bir neslin hayallerini sakladığı, dallarında büyüdüğü ve gölgesinde sustuğu koca bir tarihti o.
Köyün yalçın yamaçlarından süzülen rüzgâr, kavağın gümüşi yapraklarına değdiğinde, tabiatın en görkemli senfonisi başlardı. Biz o hışırtıyı, kâinatın bize özel bestelediği bir ezgi sanırdık. Kimi zaman bir annenin şefkatli nidası kadar yumuşak, kimi zaman gökyüzünden inen bir efsane kahramanının selamı kadar ihtişamlı...
Toplanma yerlerimiz hayatın içindeydi aslında: pamuk şekercisinin baygın kokulu nidası, zil sesiyle taşan neşe yüklü okul bahçesi, hasat dönüşü dumanı tüten yorgun çayın buğusu... Ancak hiçbir yer o kavağın altı kadar "bizim" ve o kadar "mahrem" değildi.
Gövdesindeki derin yarığı büyükler, göğün öfkesine yorar, "yıldırım düşmüş" derlerdi. Biz ise o yarığı bambaşka bir gözle görürdük: ucu gökyüzünün sonsuz maviliğine açılan bir geçit, karanlığında kadim sırlar saklayan efsunlu bir mağara...
Kimimiz gerçekleşmesini beklediği hayallerini bıraktı o derin yarığa, kimimiz ilk aşkının adını sadece onun duyabileceği bir tonda fısıldadı. Ben ise henüz mısralara dökülmemiş, mürekkebi kurumamış şiirlerimi emanet ettim o devasa kalbe.
Yıllar sonra anladım ki; o yarık bir yara değil, bizim çocukluk sırlarımızı koruyan bir kalpti.
Yanındaki Demirol Çeşmesi, zamanın akışına inat durmadan çağlarken; dallarındaki serçeler neşeli şarkılarını söylerken ne olduysa oldu. Bir sabah, sanki ömrünü tamamlamış kadim bir muhafız gibi, hiçbir uyarı vermeden devrildi. Cephede vurulmuş bir nefer gibi; ağır, vakur ve derin bir sessizlikle...
Ardından ne bir sela okundu ne de bir yas tutuldu. Köylü, o hatıra yüklü gövdeyi ruhsuz parçalara ayırdı. Koca bir kış boyunca evlerde, sobaların soğuk demirleri arasında yandı.
Ama ben, o ateşin içindeki her çıtırtıda bir ses duydum:
Bir kahkaha yankılandı alevlerin arasından, bir çocuk sesi yükseldi dumanla birlikte. Bir anı tutuştu, kül oldu ama kokusu sinmişti bir kere ruhumuza. Sanki o mağrur dev, yanarken bile bizi ısıtmaya, üşüyen yanlarımızı sarmaya devam ediyordu.
Şimdi geriye dönüp baktığımda acı bir gerçeği daha net görüyorum:
O, bizden önce devrildi. Biz ise onun gölgesinde büyüyen, oyunları yarım kalmış çocuklar olarak; geç kaldığımız o vedanın burukluğu içinde, ansızın "adam" olduk.
Hüseyin Çomak
Develler Köyü
Çal Denizli
Nisan 2026
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.