1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
218
Okunma

Bir dağ yolundaydım. Göl, yüzeyinde kendi sessizliğini taşıyor; gökyüzündeki bulutlar, yorulmuş devlerin omuzlarına serilmiş beyaz yorganlar gibi ağır ağır ilerliyordu. Şehrin telaşından uzak bu coğrafyada zaman, toprağın nefesiyle akıyordu.
Tam o sırada, sürüsünün ortasında bir çoban gördüm. Elinde eski bir değnek, yüzünde rüzgârın ve yılların açtığı çizgiler… Sırtında ise görünmeyen, ağır bir yalnızlık vardı. O an yalnızca bir insan değil, dağın dili gibi duruyordu karşımda.
İçimdeki sese kulak verdim. Rahmetli Tayfun Talipoğlu’nun o samimi hali geçti içimden. Arabayı kenara çektim, camı indirdim ve dağın serinliğine sıcak bir “Merhaba” bıraktım.
Yüzüne ansızın bir gülümseme kondu.
İşte o an anladım: Bazı yaraları ilaç değil, bir selam iyileştirir. İnsan bazen yalnızca fark edilmek ister. Hatırlanmak, görülmek, önemsenmek…
Kısa süre sonra öğrendim; Afgan bir mülteciymiş. Kendi yurduna sığmayan hayatını, kaderin rüzgârıyla Anadolu’nun sert ama merhametli yamaçlarına savurmuştu. Kim bilir hangi korkulardan, hangi kayıplardan geçerek gelmişti? Şimdi bu dağlarda, dili yabancı ama acısı hepimize tanıdık bir hayatı yeniden kurmaya çalışıyordu.
Bir süre konuştuk. Araya kuş sesleri karıştı. Koyunların melemeleri cümlelerimize nokta koydu. Gölden esen rüzgâr, ikimizin de omzuna aynı dostlukla dokundu.
O birkaç dakikada, şehrin omuzlarıma yüklediği bütün yapay ağırlık hafifledi. Günlerdir taşıdığım yorgunluk, bir yabancının tebessümünde çözülüp toprağa karıştı.
Veda vakti geldiğinde yola koyuldum. Dikiz aynasında küçülen silüeti, havaya kalkan eliyle bana uğurlama yaptı. İçimde garip bir ferahlık vardı.
Belki de “anı yaşamak” dedikleri şey budur:
Tanımadığın biriyle aynı gökyüzünün altında kısa bir selamı paylaşmak…
Aynı ekmeği değilse bile aynı havayı solumak…
İki yabancının birkaç dakikalığına kardeşleşmesi…
Ve yola, cebinde biraz daha fazla insanlık biriktirerek devam etmek.
Hüseyin Çomak
Develler Köyü
Çal Denizli
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.