Başarı tek başına elde edilemez. emeği dokunan herkesle mutluluğu paylaşanlar, daha büyük başarılara ulaşır. dr.faruk bayülkem
demircininoğlu
demircininoğlu

GÖLGELERİN REÇETESİ

Yorum

GÖLGELERİN REÇETESİ

0

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

176

Okunma

GÖLGELERİN REÇETESİ



Şehir, eflatun bir sükûnetle kuşanmıştı o akşam. Sokaklar, sanki bir kararın eşiğindeymiş gibi sessizce çiçekleniyordu. Kaldırım taşlarının arasındaki çatlaklara bakarken, buralardan bir zamanlar çocukların geçtiğini düşündüm. Gülüşlerini birer bilye gibi düşürüp gitmişlerdi; geriye sadece betonun soğuk nefesi kalmıştı. Elimi alışkanlıkla paltomun cebine attım. Bozuk para arıyordum ama parmaklarıma yalnızca boşluk ve geçmişin tozları değdi. Kendi kendime mırıldandım: İnsan umudu, avucundaki metalin soğuk yüzünde mi taşır gerçekten? Belki de asıl zenginlik, bir serçenin kanat çırpışında gizli olan o köhne köy haritasını okuyabilmekti. Ben de öyle yaptım; bir serçenin peşine takılıp tabelasız sokaklarda çocukluğumun kokusunu aradım.

Yalnızlığım o gün her zamankinden daha hırçındı; bir çocuk gibi ilgi istiyordu. Eskiden kirpiklerime bir katre yaş düşse annem gelirdi, o şefkatli elleriyle dünyayı yeniden katlanılır kılardı. Şimdi ise karşımda yalnızca bir aynanın donuk yüzü vardı. Aynadaki adam beni en mahrem yaramdan tanıyor, ciğerimin köşesindeki o sızıyı biliyordu ama susuyordu. Dilinde teselliye dair tek bir harf bile yoktu. Şehirle bir saklambaç oyununa tutuşmuştum. Yıkık dökük düşlerimin enkazına saklandım ama kaçış yoktu; beni ilk sobeleyen kadim refakatçim, gölgem oldu. Kendi karanlığına yakalanmak, bir insanın en büyük mağlubiyetiymiş meğer. Gölgem, yüzümdeki yorgunluğa bakıp kulağıma fısıldadı: “Bu hüzünlü kaldırımları senden önce ben arşınladım. Kaçamazsın.”

Durağa vardığımda zihnimdeki rakamlar birbirine karıştı. Kaç numaralı otobüs geçerdi kalbinizin önünden, hatırlayamadım. Zaten bazı evlerin önünden artık ne bir yolcu geçiyordu ne de bir yolculuk ihtimali kalmıştı. Gökyüzündeki başıboş bir buluta bakıp gülümsedim. Ona tutunsam, senin üzerine bir rahmet gibi yağabilir miydim, bilmiyorum. Ama ne vakit seni düşünsem bu şehrin sokaklarında bir ihtilal gibi yağmurun başladığı bir hakikatti. İnsanlar artık eskisi kadar efsunlu değildi. Ya dünya büyüdükçe kahkahalarımız küçülmüştü ya da biz acının merdivenlerini tırmandıkça gülmek aşağıda bir toz bulutu olarak kalmıştı. Cüzdanımın kuytusunda eski bir fotoğraf taşıyordum. Zamansız, nedensiz bir tebessümle bakıyordu hayata. O fotoğraf her güldüğünde, şehrin tüm gri binalarında güneşten pencereler açılıyordu ama belediyenin bu mucizeden haberi yoktu.

Sonunda heveslerimi bir hazan yaprağı gibi paldır küldür topladım. Eski bir bavula sığdırdım koca bir ömrü; içine yasakları, prangalı korkuları ve gırtlağıma düğümlenmiş o yetim cümleleri koydum. Belki mutlak bir sessizliğe, belki de koordinatları yalnızca kalbimde saklı olan sana doğru yola çıktım. Yolların, insanın kendi içindeki uçurumlara kurduğu köprüler olduğunu o gün anladım. Ayaklarımın altındaki asfalt eriyor, şehir arkamda bir toz bulutu gibi dağılıyordu. Vagonlar dolusu pişmanlığı, istasyonlarda bırakılmış o kimsesiz bekleyişleri ve heybemdeki ağır suskunluğu bir kenara fırlattım. Korku dediğin, kapıyı çalana kadardı; kapıyı açtım ve içeri daldım. Adımlarım artık bir arayışın değil, bir buluşun ritmiyle yankılanıyordu. Gölgem bile peşimden gelmekte zorlanıyordu; çünkü insan menziline yaklaştıkça karanlığını arkasında bırakırmış. Her virajda biraz daha hafifledim, her kilometrede biraz daha “biz” oldum.

Ve sonunda vardım. Eşiğine geldiğimde, rüzgârla yarışan o yaralı ıslığımdan tanıdın beni. Ceketimin ceplerinde getirdiğim yarım yamalak hicaz türküyü dumanlı bir sesle bıraktım avuçlarına. Sen, o eşsiz zarafetinle kırık dökük cümlelerimin enkazından bir saray kurdun bana. En efsunlu yalanlarını, en beyaz örtülerin üzerine bir ziyafet gibi serdin önüme. Gözlerinin içine baktım. Yalan olduğunu bildiğim o teselli cümlelerine, susuz kalmış bir toprağın yağmura sarılması gibi sarıldım. Başımı omzuna yasladığımda şehrin uğultusu da kalbimdeki o dinmek bilmeyen sızı da sustu. Çünkü anladım ki sevgilim, bazı derin yaralar hakikatin neşteriyle değil, yalnızca “seninleyim” diyen bir yalana inanmanın merhemiyle iyileşiyordu. Ve ben, iyileşmek için senin o en güzel yalanına sığındım.

Hüseyin Çomak

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Gölgelerin reçetesi Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Gölgelerin reçetesi yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
GÖLGELERİN REÇETESİ yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL