0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
54
Okunma

Taşın Kalbindeki Mühür: Ortaköy’de Bir Zaman Mekânı
Çal’ın yolları insana sadece mesafe kat ettirmez; hatıraların içinden geçirir, insanın içini de yürütür. O gün, köy köy dolaşırken yolum Ortaköy Kasabası’na düştü. Güneş, toprağın üzerine yumuşak bir yorgunluk gibi serilmişti. Tam o sırada, objektifime takılan bir kareyle duraksadım. Durmak değildi bu aslında; geçmişin beni kolumdan tutup yavaşlatmasıydı.
Karşımda bir taş ev vardı. Yıkılmış demeye dilim varmadı; çünkü o, yıkılmayı reddedenlerdendi. Sessizdi ama suskun değildi. Sanki cephede ağır yara almış, fakat sancağı yere düşürmemek için hâlâ ayakta duran bir asker gibi gökyüzüne bakıyordu. Duvarları yorgundu, taşları eskimişti; ama vakur bir direniş sinmişti her köşesine.
Tam o anda gözüm, o duvarın kalbinde saklı bir detaya takıldı.
Taşın sertliğine meydan okuyan ince bir işçilik… Balıksırtı ve zikzak desenlerle örülmüş bir süs. Sanki sade güzelliğiyle bilinen bir köylü kızının kulağına takılmış zarif bir küpe gibi, evin geçmişinden bugüne kalan son nişaneydi. Gökyüzündeki bulutlar bile o ana şahitlik edercesine ağır ağır geçiyor, rüzgâr o taş nakşın üzerinde dolaşırken zamana küçük bir ağıt yakıyordu.
Düşündüm…
O nakışı işleyen ustanın elleri artık yok. Çekicinin ritmi sustu çoktan. O evde yankılanan kahkahalar, ocakta kaynayan tencereler, avluda oynayan çocuklar… Hepsi sonbahar yaprakları gibi savrulup gitmiş zamanın dehlizlerine.
Ama yine de içimde tuhaf bir his vardı.
Sanki bir gün, ansızın bir mevsim geri dönecek. O taş duvarın gölgesine yeniden insanlar doluşacak. Yapay çiçeklerin kokusuzluğunu yakıp, sokak aralarına papatyalar ekeceğiz yeniden. Gülüşler gerçek olacak, selamlar içten…
Biz, inadına “mahalle” demeyeceğiz oraya. Ortaköy hep “kasaba” kalacak. Cuma günü pazar yine kurulacak dualarla. Karpuzcunun sesi yankılanacak, pamuk şekercinin renkleri çocukların gözünde büyüyecek. Ve o tanıdık koku… Yeni yağlanmış, sıcacık bir bezdirmenin yanında, Çakırlar biberiyle tamamlanan o mütevazı ama unutulmaz lezzet…
İşte o zaman anlayacağız:
Geçmiş, bir yıkıntı değildir.
Doğru yerden bakıldığında, taşın kalbindeki o mühür gibi parlamaya devam eden bir hatıradır.
Ve belki de bazı evler yıkılmaz…
Çünkü içlerinde hâlâ yaşayan anılar vardır.
---
Fotoğrafa Dair Küçük Bir Not
Fotoğrafta görülen balıksırtı (herringbone) ve zikzak taş dizilimi, Anadolu’nun yerel mimarisinde sadece estetik bir tercih değildir. Bu teknik, yapıya esneklik kazandıran ince bir mühendislik çözümüdür. Aynı zamanda halk arasında “nazar”a karşı koruyucu bir işaret olarak da kabul edilir.
Ustalar bazen bir duvarın bir bölümünü bilerek farklı örerdi. Bu, hem ustalığın bir nişanı hem de zamana bırakılmış sessiz bir selamdır.
Belki de o duvar hâlâ ayaktaysa, biraz da o selam yüzündendir.
Hüseyin Çomak
Develler Köyü
Çal Denizli
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.