14
Yorum
45
Beğeni
0,0
Puan
2701
Okunma

"bir öğrenemedim yalan söylemeyi"
dokuz değil
dokuzyüzdoksandokuz köyden kovulsam da
.....çıkıp bir ülkenin çatısına -haykırmayı yıldızlara
aya
çocuklara
kuşlara, kedilere, karıncalara-
seni çok sevdiğimi...
kov yine
gözünden düşsem
...közümden kanatlanırım!
.
biliyor musun
-vitrinlerde hiç sergilenmemiş bir gelinlik giyeceğim sana gelirken-
toprağın elleri tutacak eteklerini...
...
ben böyle kelimelerden tünel kazmazdım gözlerine
baş ucumda yakıp şiir lambasını
harf harf yağmazdım saçlarına vakitli, vakitsiz
uykusuz bazen ki gözlerimde hep bir -sabahsız mahmurluğu-
ve iki dizenin arasına sıkıştırmazdım seni nasıl sevdiğimi
öğretmeseydi annem küçücük bir kızken
-yalan söylemenin günah olduğunu-
belki özlemezdim seni
... cumartesiyi anımsatmasaydı zil zurna geceler
ve öpüşmeseydi zehir gibi soğukla perdeler
unutabilirdim hatta
...saçları uzamışlığı olmasaydı sevdanın
belki kırık kanatlarından güvercinlerin savrulmasa üzerime kuşpalazı
ellerim beceriksizliğini yenebilirdi
titremeyen bir usturayla
anlatmasaydı annem "seven bir kalbin iki kişiye aitliğini"
ben seni yine severdim
...kapılıp gözünün yaşındaki o sele
bir ucunu yıldızın tuttuğu
bir ucunu toprağın - o bembeyaz yoksul elbiseyle-
biliyorum
masaldaki kabağın at arabasına dönüşmeyeceğini
kuşların nedimeye
ve bilsem de
beni köşebaşında yeşil bir cenaze arabasının beklediğini
-ölürdüm ağzının içindeki düşler ülkesin(d)e-
ölürdüm...
de_soulmate
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.