3
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
2204
Okunma
İnsan, dertleriyle bir harman,
Büyüyor gözlerinde gölgesi.
Kendisi eşkâli tanıdık bir pinhan.
Sus, derken bile bitmeyi özlemek de;
Ve titremek de,
Donmaktan öte
Ölüm kadar asude esen her rüzgâr sonrası sevmek de!
Sevmek, teslim olmak sevgilinin ellerinde
Kimi bir şarkı sözünde sevgili, kimi bir fırça darbesinde
Yinelenen baharlarda bile bulunmayan aynı neşe.
Değil yanarak yaşaması, bilmeden değil aynı kaba dokunması
El ele verilmiş yılları çekerken nefesinden
Üşüyerek yaşaması; yandığını bile bile her seferinde.
Yün âşıklar şehri, kabri bol aşk dedikleri biçare.
Nemlenmiş saçlarıyla, köhne ziyasına bitap halde,
Ölürken dahi aynı Yasinli beste duyulur çekiçlerinde.
Örs örs asasıyla tahtaya vuran Azrail,
Bilmezken mesafe, çalmadan o nurlu zil;
Gözleriyle aklına vurur insan hakikati bir bir!
Büyüyen gölgesinde biriktirdiği fanilikler,
Boşanırken yine gözlerinden tek bir ses; tekbir;
Kanatlarının ağırlaşan yanıyla artık bilinmeze gidilir!
Giden de aynı merhalede dönüşü olmayan öykü
Tutarken kulaklarından dudaklarını alevsi ölgü
Issızlığına savrulur kendi hiç olmamış insan.
Severken ah ile figan edendir o can;
İnsan iki kelime fazlasında hüsran
Ve can, can ki arşa suskun hep o an!
Sîne-kâf; kâf kâf bölünür yüreğinde peyman.
Bir Sin, iki kâf; etmez vuslata denk bir nihan!
Öyle de ince ince doğranır bir tahta üstünde.
Kayseri’de pastırma olur adı,
Manisa’da şarap,
Bursa’da zeytin.
Öyle demişti bana, bir gün bankacı Muhittin.
Akarken ruhuma yine Sin Sin
Usuna ihanet eder merkebi hasret olan mer-i sin!
İnsan, dertleriyle bir harman,
Büyüdükçe gözleri irkilir ihtiyarlamaktan!
Kanatları yanmış bir kelebek ise bir de yaşam;
Olmuyor deyip, aşkı da, aşka satar her akşam.
5.0
100% (10)