10
Yorum
31
Beğeni
5,0
Puan
520
Okunma

Göğün kararmış gözünde sırmadan yara,
Virânenin bağrında mayalanan âh,
semânın alnındaki firuze...
Sırrın kuyusunda derûnî nida,
Zamanın sarktığı gök kubbede sükûtun heykeli.
Muallak !
Ve lâl eyvanlarda mora meyleden susam,
Bütün baharların kirpiğinde kuş seferleri
Bir yaprak düşer ömrün altın tepsisine,
Damarları çekilmiş
Uzak şehirlerin uykusunda demlenen inilti
Zeytin dili durur dudaklarında;
Karanlığı emzirirken beyaz susku,
Gözlerinde sönmeyen kandil isi
Rüzgârı okşayan kılıç
gibi keskin ve derin.
Mührü kırık rahlede ipek kıvılcımı,
Hilâle işlenmiş bad-ı sabâ
Yüzünde sülüs hattı bakış
Dizleri susmuş yolcunun cebinde kehribar;
Gümüş bir aynada eriyen zaman,
Sırr-ı kadim
O zerre-i mâna, o Şehrazat demler...
Uzatır masalını dili tenine kefil
Yükselişin nakşında kızıl içleniş
Menbaına varan nehir,
Yarılır ortasından
Geçer inananlar birer ikişer
Çölü aşan bir kervanın izinde,
Küllerinden uyanan bir küre,
Ve yeryüzünde tamamlanan son halka
..
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.