4
Yorum
17
Beğeni
5,0
Puan
71
Okunma
bir rüzgâr,
bir rüzgâr daha doluyorum çıplak tenime
sol yanımın enkazında
uğuldayan bir ayazın üstüne,
yarım kalmışlığın küllerinden,
gurbeti teğellediğim
yırtık bir aba seriyorum
kor yalnızlığın tütsüsü yükselirken dağlara,
yorgun yüreğim,
her renginde biraz daha sararıp solduğu
güzle aynı dili konuşuyor
tozlu portrelere emanet ettiğim gülüşünü
yaban güllerinin yapraklarına işlediğim kokunu
ruhumun
buz tutmuş mahzeninde
sakladım
ne zaman bir türkü
göğsüme çarpıp kırılsa,
zaman da kırılıyor
adımlarım
senin gurbetine sürgün
bir zamanlar
ruhuma yağmur olan o sesi ararım
artık uğramıyor
duvarlarımın sessizliğine
herkes
kendi gecesine çekildiğinde,
ay,
penceremde
sessiz bir derviş gibi diz çöker
ve gözlerin...
sessiz bir sızı olup
göğsüme yerleşir
gece,
karanlığını
en zayıf kaburgama yaslar
ben,
kahrımla sevgim arasında
ilmek ilmek sökülürüm
zaman,
kederi dokuyor
acıyan yanlarıma
lime lime olmuş sevdam,
çürüdü sandığım yara,
toprağın altında
kök salmış bir zehir gibi,
her gece
bir başka yerimden
yeniden doğuyor
acımtrak düşlere gebe gecelerde,
sırrını çözemediğim sözler ise
nasırlı parmaklarımın ucunda,
kanadını geceye çırpan kuşlar gibi
çırpınıyor
ve ben,
her mısrada,
biraz daha
yokluğunu giyiniyorum.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.