3
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
92
Okunma
ne vakit mürekkebe bulansa parmaklarım,
dilim, cürretkar sözlerin eşiğinde...
cihanı heybemde ne denli büyüttüğümü
işte o an anlarım
oysa bir yarım kalmışlık içim dışım,
zamanın isi çökmüş düşüncelerim,
bir yangın yeri göğsüm,
keder kokar tenim
üstüm başım kül
ezeli bir gurbetteyim
yarama ilişmesin gözleriniz
yaranın yarayı çektiği yerde bir yitiğim
uzağı tenime dikmişim,
her ilmekte hasret ve suskunluk,
sarmış dört bir yanımı,
gözlerine mil çekilmiş gecelerde kaybolur,
milim milim bölerim zamanı anılara
acı, pusuda bekleyen sarhoş bir mevsim
kaybettiğim özüme zincir vurur dilimle
yol olurum, yolcu olurum, yara olurum,
bitmeyen sızıyı sararım dizlerime
taşlara her çarptığımda, taşlaşır içim.
unutmuştum;
karıncanın ateşe taşıdığı o bir damla suyu,
ateşi güle döndüren İbrahimî teslimiyetini
kuyularda ve zindanlarda sultan kalan asil yalnızlığı
Kaysın Leyla’yı gördüğünde "Sen kimsin?" diyecek kadar susamışlığını...
bense ağır bir uykunun koynunda,
rüyalarına diri diri gömülen,
ömrün kırılgan sokaklarında
elleriyle ziyana uğrayan ,
Gerçek, bütün ihtişamıyla göğü sararken
mahşerin karanlığını kendine yurt edinen
sılaya hasreti mor salkımlı bir söğütte büyütenim
İnsan, her boğulduğunda
ciğerindeki acıyı kusarak uyanır
rüya biter,
belki de sıla, işte orasıdır
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.