12
Yorum
38
Beğeni
5,0
Puan
429
Okunma

Gül dalında yitmiş kırağı,
Yosun tutmuş taşın oyuğunda yüz;
Düğümlenir göğsüme yalım sesi,
Nice vakit gözlerde kalan gölge,
Nice ömür dilsizliğe emanet.
Yara kaldı.
Tenhalarda bengü ün,
Yele savrulur bir avuç toz;
Dünyanın bağrında insanın çıplak payı.
Çarıkların altında ezilen kekiklerin kokusu.
Soluğum, yolun kavında.
Gövdem, vakti gelen bir ağaç.
Ağdı mı içine
Ayazın sancısı,
Ürkün sızı;
Yalazlanan heves?
Dindikçe çoğaldı
Geçitlerin şavkı.
İçimde bir yangın büyüdü.
Aşındı yüzümden geçen yıllar,
Zifir sindi dilimin boşluğuna.
Sığındım.
Zamanın eşiğinde kan izi oldum.
Buza düştüm.
Üstümde göğün demir kapısı,
Altımda talan diyarın közü;
Dünya, dar bir gölgeydi artık.
Ah, kün ışığı !
Evran !
Ya da.
Dumanlı sarpın kimsesizliği !
Bir sürgün.
Kuşlar ayazın önüne düştü.
Kırk bozkırın suskusunda sesim,
Arı bir tenhaya gömüldü.
Yorgun bir börk gibi çöktü.
Rüzgâr aldı türkümü.
Kılıcın kınında kor.
İncelirken gecenin tülü,
Düşmesin insan kanına,
Dönmesin akıl geceye esir.
Durdur !
Kırıktır saatin zembereği.
Nasır tutmuş avuçlarda
Gecenin ağır kilidi.
Karanlık etme !
...
5.0
100% (23)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.