3
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
250
Okunma

Sinesinde doğuyor demler
Sütunların altında ağır misk
Uykuda gölge gibi serviler
Cevherinden sızıyor umudun ince telleri
Bir renk gibi eğiliyor içinden
Tarih
Yıpranmış avluların gün gülünde,
tül arkası bir ay
gül kurusu perdeleri aralar.
Avuçlarında titrek kuş,
gümüş damlalar gibi parlar.
Rüzgarın ipek kurdelası savururken gelinciği,
yanar alevli özlemler
kıyı çerçeveler de.
Ezelî aynada nazar gibisin,
ellerin yâkut,
sunaklara mihrap misali konar.
Kâlbîn gök renginde
lacivertin en derûnu ,
parmak uçlarında zer tozu,
çevirdiğin her sahîfe sırr,
avuçlarına düşer mânâ kokusu.
Her noktada bir niyâz,
asma-i semâda cevâhir gibi şavkır.
Ey sen
billûr sadânla akseden,
sırma iplik gibi dökülür sesin
soğuk sedlere.
Üstündeki hil’at,
kıvrımlarıyla katmeder her sözü;
susmakla konuşur
ipekten dokusu.
Sanki
ulu kariyenin nakışlı avlusundayız,
çam reçinesiyle sırlanmış
zeminlerin üstünde yalınayak,
gölgemiz sarkıyor esrar duvarından.
Tüter öd ağacı
fanus ışığında döner titrek bir devir
göğe yükselir her nefes
Seyir olur her nida,
gibi hatırlayış
....
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.