1
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
127
Okunma

Kaldırım taşları sıcaktı yazdan,
misketler ceplerimizde küçük bir hazine gibi ağırdı.
Çelik çomak sesleri sokakta yankılanırdı,
bir tahta parçası dünyayı ikiye bölerdi:
kazanan ve yeniden deneyen.
Biz dostluğu “mesaj” bilmezdik,
“gel!” derdik kapı önünden bağırarak.
Ve o ses,
bir bildirimden daha hızlı ulaşırdı kalbe.
Dizlerimiz yara içinde,
ellerimiz tozlu,
ama içimiz tertemizdi garip bir şekilde.
Kaybetmek vardı oyunda,
ama küsüp gitmek uzun sürmezdi;
çünkü oyun yarım kalırsa
çocukluk eksik kalırdı.
Öğrettiler bize farkında olmadan:
Dostluk kazanmak değil sadece,
beklemeyi bilmektir.
Sıranı vermektir bazen,
misketi paylaşmaktır gözünü kırpmadan.
Şimdi geriye bakınca anlıyoruz:
O sokak oyunları sadece oyun değilmiş,
hayata hazırlanma şeklimizmiş.
Ve en büyük ders şuymuş:
Gerçek dostluk,
bir oyunu yarıda bırakmadan
yan yana büyüyebilmektir.
5.0
100% (6)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.