0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
65
Okunma
Adalet, dünyanın sert yüzüne çarpan ilk sorudur,
Aynı toprağa basıp farklı kaderler taşıyan ayakların sessiz karşılığı.
Bir çocuğun boş tabağına bakarken büyür içimizde,
Ve “neden o var, ben yokum” diye sormayan hiçbir kalpte doğmaz.
Dünya eşit dağıtmaz hiçbir şeyi;
Kimi doğar ışığın tam ortasına, kimi gölgede açar gözlerini.
Aynı gökyüzü altında farklı ağırlıklar taşır insanlar,
Ve her yük, başka bir ömrün yönünü daha başlamadan değiştirir.
Ama gölgeyi fark eden bilinç,
O an görünmez bir ölçü koyar hayatın içine.
Bu ölçü ne yazılmış bir yasa, ne öğretilmiş bir kuraldır;
Sadece içten yükselen, bastırılamayan bir “bu böyle olmamalı”dır.
Birinin fazlası, diğerinin eksikliği olur çoğu zaman;
Ve insan bunu sadece yaşamakla kalmaz, içinde büyütür.
Hissetmek, adaletin ilk şeklidir burada—
Daha hukuk yokken, daha kelime yokken bile.
Sonra insanlar konuşur, kurallar kurar, duvarlar örer;
Adına sistem der, düzen der, denge der.
Ama düzen dediğin şey çoğu zaman
gücü olanın anlatabildiği hikâyeden ibarettir.
Sözler yükselir, belgeler yazılır, kurallar mühürlenir;
Ama görünmeyen bir yerlerde, aynı dağıtım sürer sessizce.
Kimin sesi duyulacak, kimin hikâyesi gerçek sayılacak
önceden çoktan belirlenmiş gibidir.
Ve insan ilerledikçe sanır ki daha adil bir dünyadadır;
Oysa çoğu zaman sadece daha iyi gizlenen bir eşitsizliğin içindedir.
Çünkü sistem değişir, dil değişir, yüzler değişir—
ama yükün kimde kalacağı pek nadiren değişir.
Dünya eşit değildi,
ve insan bunu unutmadı;
sadece ona isimler verdi.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.