2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
187
Okunma
O gün seni uğultulu kalabalığın içinden kopardım,
Mahşer yerinde yanlışlıkla doğru uçuruma çarpmış gibiydim.
Sen güldün;
Ben içimde ilk defa silahları susan, teslim olan bir şehir duydum.
Aşk dediğin,
Bakışların kurşun gibi en korumasız yerine saplanmasıymış insanın.
Sen “pardon” dedin,
Ben an hayatımın eski, ezbere giden pusulasını kırdım.
Bir kahve içtik sonra, zamanın paslı akrepleri bile kıpırdamadı yerinden.
Konuşurken fark ettim;
Bazı insanlar insanın göğüs kafesine oturur, bir daha söküp atamazsın.
Sen anlattın, beton sokaklar filizlendi birden;
Ben sustum, ama dilsizliğim bile ilk kez tamamlandı gölgende.
İlk defa bir ömür,
Daha son dizesi yazılmadan güzel oldu gözümde.
Mevsimler devrildi üzerimize,
Ama biz eksilmedik birbirimizin teninden.
Aynı asfaltta yürürken
İki ayrı yalnızlığın gölgesi değil,
Tek bir gövdeden sızan tek bir hikâye olduk.
Senin hırçın gülüşünle yırtıldı sabahların çiğ karanlığı,
Gecenin sivri köşeleri bile yumuşadı avucunda.
Bu koca şehir artık daha az kanatıyordu dizlerimi,
Çünkü sen vardın devasa et yığınlarının arasında.
Bir gün elimi tuttun,
Dünya ilk kez kendi ekseninde dönmekten vazgeçti.
Koşan zaman diz çöktü,
Bizi ezmeye gelen aceleci hayat, korkup geri çekildi.
Şimdi aynı çatının altında iki porselen fincan,
Biri senin soluğun, biri benim yangınım.
Ve hâlâ her şafak sökümünde,
Kendi yaralarımızı senin adınla sarıyoruz sessizce.
Aşk meğer karanlık dehlizlerde kaybolmak değilmiş;
Aynı kör sokakta,
Birbirinin gözlerinde kendini yeniden bulmakmış.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.