0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
314
Okunma
Birileri çiğ çığlıklar atıyor o karanlık duvar diplerinde, duyan yok,
birileri o camdan fısıltılarla, o sinsi kum saatine durmadan uyku zerk ediyor.
Ve sen, o parlak ekranların karşısında oturmuş, hâlâ “Her şey yolunda” mı diyorsun?
Aç gözlerini; o pürüzsüz sandığın yol, o her sabah uysalca yürüdüğün kaldırım
aslında o devasa, o soğuk mezarlığa çıkıyor yavaşça.
Sokaklar unuttu artık o eski, o hür adımların bıraktığı etten kemikten izleri,
çocuklar, daha o masalların eşiğinde büyümeden gömülüyor o toplu unutuşa.
O ayazda, o uzun ekmek kuyruğunda bekleyen o yaşlı kadının çatlak avuçları;
torbasına koyacağı o birkaç somundan çok daha fazla,
şu bükülmüş dünyadan, şu çürüyen çağdan birazcık insanlık bekliyor dilsizce.
O tepemizdeki kameralar suçlu değil artık bu karanlık pazar yerinde,
çünkü o merceklerin arkasındaki o vicdan, çoktan körleşti, artık hiçbir şeyi izlemiyor.
Yeni çağın kralı, o eski yaldızlı tahtına değil —
avuçlarımızın içine sığan o soğuk, o mavi ekrana hükmediyor gürültüyle.
And biz, o renkli camdan sızan o illüzyonu izlerken her akşam odalarımızda,
kendi göğsümüzün çöküşünü, kendi insanlığımızın uçurumdan düşüşünü alkışlıyoruz delirerek.
"Geçer" diyorlar o uyuşmuş ağızlar, "Sabret, her şey bir şafak vakti düzelir."
Oysa hiçbir çark durmuyor, hiçbir şey değişmiyor o karanlık dehlizlerde,
çünkü o turnikelerden pürüzsüzce geçen o kalabalıktan tek bir hür zihin bile
kürsülere doğru yürüyüp o asıl, o hakiki hesabı sormuyor o sağır ikindilerde.
Uyan artık o sığ uykundan ey omuz omuza duran o gürültülü yığın,
bu gece pencerene vuran o rüya falan değil;
senin o tatlı, o korunaklı rüya sandığın o koyu sis,
bu sokağın, bu ülkenin, bu insanlığın ta kendisi olan o devasa felakettir.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.