2
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
59
Okunma
Geceyi cebime koyup çıktım evden, üç sigara, beş kırık düş vardı yanımda.
Şehir dediğin, ışıkları çok olan bir yalnızlıkmış meğer.
Bir bankta sabahladım umutla, umut dediğim de son otobüsü kaçırmış bir yolcu gibi.
Kimseye kırgın değilim aslında, sadece biraz geç kaldı bazı insanlar ve biraz erken büyüdü içimdeki çocuk.
Şimdi rüzgâr geçiyor sokaktan, adımı bilmiyor, hikâyemi sormuyor, ama yine de en çok o anlıyor beni.
Bir çay ocağının önünde durup eski günlere baktım sonra. Ne çok insan geçmiş ömrümden, ne çok isim kalmış aklımda. Kimi bir türkü gibi yer etmiş, kimi yarım kalmış bir dua.
Annemin sesi geldi bir ara, uzak bir pencereden düşer gibi geceme. İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, biraz annesiz kalınca üşüyormuş meğer.
Cebimdeki bozuklukları saydım, yetmedi hayallerime. Zaten hayaller de pahalanmış son yıllarda; bir ev kadar, bir ömür kadar, bir insanın içini ısıtacak kadar.
Sonra yürüdüm. Yürümek dediysem, ayaklarım değil de özlemim yürüdü sanki. Her köşe başında başka bir hatıra, her sokakta başka bir yara çıktı karşıma.
Bir kediyi sevdim gece yarısı, o da benim kadar kimsesizdi. Bir süre sustuk birlikte. Bazı dostluklar konuşmadan da kuruluyor çünkü.
Gökyüzüne baktım sonra, yıldızlar eskisi kadar yakın değildi. Belki onlar uzaklaşmadı da ben büyürken kaybettim yolunu çocukluğumun.
Şimdi sorarsan nasılım diye, ne iyiyim derim, ne kötü. Bir tren istasyonunda unutulmuş bavul gibiyim; içinde koca bir hayat var, ama gideceği yer çoktan değişmiş.
Yine de sabah olacak birazdan. Kuşlar bilmedikleri bir umutla ötecek. Ben de yüzümü güneşe döneceğim. Çünkü insan, ne kadar kırılırsa kırılsın, içinde küçücük bir ışığı son ana kadar taşımaktan vazgeçemiyor.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.