0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
47
Okunma
En ağır vedayı insan kendine eder…
Çünkü kimse görmez o gidişi.
Ne bir kapı çarpar,
ne bir ses duyulur,
ne de ardından “kal” diyen olur.
İçinde kopar o kıyamet.
Aynı bedende iki yabancıya dönüşürsün;
biri hâlâ umut eder,
diğeri çoktan vazgeçmiştir.
Kendine sırtını dönersin bir gece…
Aynaya bakarsın ama gözlerinin içi boştur artık.
Eskiden seni ayakta tutan ne varsa
teker teker susmuştur içinde.
Ve en acısı da şudur;
kimseye anlatamazsın bu vedayı.
Çünkü herkes birini kaybettiğini sanır,
oysa sen…
en çok kendinden eksilmişsindir.
Sonra yavaş yavaş alışır insan…
Eksik yaşamaya,
yarım hissetmeye,
gülse bile içinin ağlamasına.
Ve bir gün anlarsın;
İnsan başkasına “elveda” dediğinde değil,
kendine “artık yokum” dediğinde
gerçekten bitiyor.
Bitmek sandığın şey bile bitmez aslında…
Çünkü insan kendinden vazgeçince ölmez,
sadece yaşamaya mecbur kalır.
Günler geçer…
Sen hâlâ yürürsün, konuşursun, gülersin belki,
ama içindeki o “sen”
çoktan susmuştur.
Bir zamanlar seni sen yapan ne varsa,
şimdi sadece hatıra gibi taşınır içinde.
Sevdiğin şeylere dokunamazsın,
çünkü artık hiçbir şey sana değmez.
En ağır tarafı da şu olur;
geri dönmek istersin…
o eski haline, o saf haline, o inanan kalbine.
Ama bilirsin…
insan en çok kendine ettiği vedadan sonra
bir daha asla aynı yere dönemez.
İçinde mezarsız bir kayıp büyür,
adı konmamış bir yas gibi…
Ne gömebilirsin,
ne de tamamen yaşayabilirsin.
Ve işte o noktada anlarsın;
bazı vedalar unutulmaz,
bazıları affedilmez…
ama insanın kendine ettiği o son veda,
ne unutulur…
ne de telafisi olur.
Çünkü o veda,
birine değil…
yaşayabilme ihtimaline edilir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.