0
Yorum
0
Beğeni
5,0
Puan
12
Okunma
Benim oğlumun gülen yüzü vardı… sürekli gülerdi. Rüzgârım gibiydi; gülünce kısalan Japon gözleriyle dünyayı aydınlatırdı. Sinirlendiği zaman bile güzeldi benim oğlum… çok özel bir çocuktu. Meğer Rabbim onu bana bir melek olarak yollamış, “sana emanetim” demiş, sonra da “yanıma alacağım” demiş.
Ben doyamadım evladıma…
Onunla hayallerimiz vardı. Denizi çok severdi benim oğlum. Benimle girmeyi, suyun içinde koşmayı, gülmeyi çok severdi. Ben onun aksine denize pek gitmezdim… o ise ısrar eder, üzülürdü bile. Bilemedim… bilseydim o sudan hiç çıkmazdım. Dolu dolu yaşardım onunla. Her anını, her isteğini, her sevdiğini…
En sevdiği şeyleri yapardım. Şımartırdım… şımarsaydı bile keşke. Yeter ki yanında olsaydım, yeter ki onu daha çok güldürseydim. Yemek yemeyi çok severdi benim oğlum… ben hep kısıtlardım kilo almasın diye. Şimdi düşünüyorum da… bilseydim, ne istiyorsa bol bol yedirirdim. Ne isterse yapardım.
O benim yol arkadaşımdı…
Şimdi yaz geldi. Ama benim yol arkadaşım yok. O soğuk toprağın altında bir mezar taşı kaldı bana. Şimdi ben kiminle gideceğim denize? Kim olacak benim yol arkadaşım?
Deniz aynı deniz ama ben aynı değilim artık… çünkü onunla gülüşen, onunla ıslanan, onunla yaşayan o hayat eksik.
Benim içimde bir yaz var ama güneşi doğmayan bir yaz…
Bir deniz var ama içine girecek elim yok…
Bir yol var ama yanında yürüyen ayaklar yok…
Oğlum…
Sen benim denizimsin, sen benim rüzgârımsın, sen benim yolumun en güzel yeriydin. Şimdi ben her yere seni taşıyorum. Her dalgada, her rüzgârda, her suskunlukta sen varsın.
Biliyorum…
Sen sadece gittin sanıyorum ama aslında içimde kaldın.
Şimdi ben her sabah uyandığımda aynı boşluğu görüyorum. Sanki evin içinde bir ses eksik, bir nefes yarım, bir gülüş yarıda kalmış gibi.
Yaz geliyor diyorlar…
İnsanlar denizden, güneşten, hayattan konuşuyor.
Ben dinliyorum ama içimde başka bir dünya var; orada hâlâ onun ayak sesleri var, hâlâ “anne” diye seslenişi yankılanıyor.
Bazen rüzgâr esiyor…
Sanıyorum ki kapıdan içeri girecek.
Bazen bir çocuk gülüyor uzaktan…
Sanıyorum ki o geri geldi.
Sonra gerçek yeniden çarpıyor kalbime…
Ben her seferinde yeniden öğreniyorum yokluğu.
Ama şunu da biliyorum artık…
Onu kaybetmedim ben.
Sadece dokunamadığım bir yere emanet ettim.
Deniz hâlâ deniz… ama artık benim için bir su değil sadece.
Onun gülüşünün yankısı, onun hayalinin kıyıya vurmuş hali.
Ben denize baktığımda artık tek bir şey istiyorum:
Onu geri getirmesin… ama bana onu unutturmasın.
Çünkü ben unutursam, sanki gerçekten yok olacakmış gibi geliyor.
O yüzden oğlum…
Ben seni içimde taşıyorum.
Adını rüzgâra, suyuna, gecenin sessizliğine yazıyorum.
Biliyorum…
Bir gün ben de geldiğimde, senin gülen yüzünü yine göreceğim.
Ama şimdilik…
Ben burada, senin bıraktığın yerde seni yaşamaya devam ediyorum.
İnsan en çok geceleri anlıyor eksikliği.
Gece olunca ev büyüyor, sessizlik ağırlaşıyor, duvarlar konuşur gibi oluyor. Ben o sessizliğin içinde onun sesini arıyorum. Bir “anne” deyişi, bir kapı sesi, bir koşuş… hiçbir şey yok ama ben yine de bekliyorum.
Bazen elimi kalbime koyuyorum…
Sanki orada hâlâ onun sıcaklığı var gibi.
Kendime kızıyorum bazen…
“Daha çok sarılsaydın… daha çok öpseydin… daha az kızsaydın…”
Ama sonra anlıyorum ki bu acının içinde insan kendine bile haksızlık ediyor. Çünkü bir anne zaten elinden geleni yapar… ama sevgi hiç “yeter” demez.
Ben onunla doyamadım…
Hayat da bize doymaya izin vermedi.
Şimdi deniz kenarına gittiğimde…
Yanımda kimse yok gibi görünüyor. Ama aslında her dalga onunla konuşuyor benim yerime. Her rüzgâr onun adını söylüyor.
Ben artık biliyorum…
Oğlum benden gitmedi. Sadece benim görebildiğim yerden çıktı.
Ben her gün yeniden öğreniyorum yaşamayı…
Onsuz değil, onunla devam etmeyi.
Çünkü bazı sevgiler bitmez…
Sadece şekil değiştirir.
O benim çocuğumdu…
Şimdi içimde büyüyen bir dua gibi.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.