3
Yorum
5
Beğeni
4,2
Puan
132
Okunma
Ey kara toprak…
Sana emanet ettim en kıymetlimi,
kalbimin yarısını, nefesimin yarım kalmış yerini…
Ben tutamadım, saramadım, koruyamadım artık.
Ellerim boş, içim paramparça kaldı.
Sen şimdi onu en derin sessizliğinle ört.
Soğuk değil… merhamet ol, şefkat ol, ana ol ona.
Üşümesin, incinmesin, korkmasın.
Dünyanın acısı değmesin artık tenine.
Her geldiğimde toprağın kokusunda onu bulayım.
Rüzgâr sana değsin, ona dokunmuş gibi hissedeyim.
Bir iz kalsın… “buradayım” diyen görünmez bir iz.
Benim tesellim o olsun, başka hiçbir şey değil.
Dökülen her gözyaşım sana dua olsun.
Adını her anışım, sana bırakılmış bir emanet olsun.
Sen koru… sen sakla… sen incitme.
Ben artık sadece uzaktan sevebileyim.
Ey kara toprak…
Sana verdim onu,
ama bil ki ben hâlâ orada yarım kaldım.
Her gelişimde sana,
içimde bir çığlık sessizleşiyor önce, sonra yeniden büyüyor.
Eğildiğim her mezar taşında
zaman duruyor benim için.
Dünle bugün birbirine karışıyor,
gelecek diye bir şey kalmıyor artık.
Senin bağrına bıraktığım o emanet,
benim her sabah yeniden eksildiğim yer.
Konuşamıyorum…
çünkü hangi kelime tutar bu acıyı bilmiyorum.
Hangi cümle toparlar içime düşen boşluğu…
Bir adım atıyorum sana doğru,
bin adım geriye düşüyor kalbim.
Ey kara toprak…
sen sustukça ben daha çok konuşuyorum içimde.
Sen örttükçe ben daha çok açılıyorum acıya.
Bir tek senden istiyorum:
onu bana geri verme…
ama bana onu hissetmeyi de tamamen bitirme.
Çünkü ben artık
yaşamakla ölmek arasında değilim…
sadece “özlemek” denen yerde kalmışım.
Özlemek…
insanın içine işleyen en sessiz kıyametmiş meğer.
Kimse görmüyor dışarıdan,
ben hâlâ yaşıyorum sanıyorlar.
Ama içimde bir oda var,
kapısı hiç açılmayan,
her gün biraz daha kararan.
Orada sen varsın…
ne uzak ne yakın,
ne geçmiş ne gelecek…
sadece orada.
Ey kara toprak…
senin altında yatan bir beden değil sadece,
benim bütün yarım kalmış dualarım.
Bir zamanlar “anne” diye yankılanan sesler
şimdi rüzgârda kırık bir hatıra gibi dolaşıyor.
Her esintide irkiliyorum,
sanki bir ihtimal varmış gibi…
Ama biliyorum… yok.
Yine de sana kızamıyorum.
Çünkü sen aldığını geri vermiyorsun,
çünkü sen sadece saklıyorsun.
Ben ise…
her gün yeniden kaybediyorum aynı şeyi.
Her sabah aynı boşlukla uyanıyorum.
Ey kara toprak…
ona iyi bak, olur mu?
Ben dünyayı beceremedim…
sen bari onu incitme.
Bil…
ben her geldiğimde
sadece bir mezara değil,
kendi içime de eğiliyorum.
Her eğilişimde içime,
biraz daha öğreniyorum susmayı.
Eskiden kelimelerim vardı,
şimdi sadece nefes aralarında kırılan sessizliklerim.
Ey kara toprak…
senin koynunda uyuyan o emanet
benim dünyaya sığmayan kalbimdi.
Bir bakışla başlayan hayatım
bir yoklukla bitmiyor artık…
her gün yeniden başlıyor aynı bitiş.
Gece olunca daha ağır oluyor yokluğun.
Sanki yıldızlar bile utanıyor parlamaya.
Ay bile başını eğiyor gibi…
benim içime bakmamak için.
Ellerimi sana uzatsam da
artık dokunabileceğim hiçbir şey yok.
Sadece toprağın soğukluğu var
O soğuklukta saklanan tarifsiz bir sıcak anı.
Ey kara toprak…
sen onu benden saklarken
ben her gün biraz daha eksiliyorum.
Bir zamanlar gülüşü vardı…
şimdi içimde yankısı var.
Bir zamanlar sesi vardı…
şimdi rüzgârın içinde titreyen bir hatıra.
Ben onu gökyüzüne emanet edemedim,
sen toprağa emanet aldın.
İkimiz de sustuk…
ama en çok ben sustum içimde.
Bil ki…
her gelişimde sana
sadece bir mezarı değil,
yarım kalmış bir ömrü ziyaret ediyorum.
5.0
80% (4)
1.0
20% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.