12
Yorum
32
Beğeni
5,0
Puan
152
Okunma
kör bir kalabalık aktı,
ömrümün dar sokaklarından
Elfida
simalar tanıdıktı ama ruhlar birbirine duvar,
iğne yapraklı kederler sardı etrafımı
aşk dediğim ah! sevgiyi dirhemle tarttı,
acıyı kaşık kaşık sundu bu yorgun yüreğime
dokunduğum her şehir, yüzümde eski bir yara izi,
geçen her mevsim biraz daha kül ediyor bizi
mahzun bir mülteciyim Elfida,
aldığım darbelerin çetelesini tutmuyor artık hıfzım
gurbetliğimin büyüdüğü o simsiyah akşamlarda
sığınacak bir liman kalmadığını
kendimi bulduğum kıyılarda anladım
hangi dala uzansam, parmak uçlarımda bir sancı
zemherinin kalbinde bir çöl kurağıyım Elfida,
bir serabın peşinde koşmaktan
dizleri kanayan bir yolcuyum
can evimde kadim bir ağrı çoğaldı Elfida,
kökleri ötelerden gelen bir sızı bu
sessizce büyüyen, durmadan kanayan
bir hicran yarası
ehil bir el, ruhun sırrını bilen bir sanatkâr,
uğramadı bu viran çatlaklara,
geçmedi bu ıssız yerden
her hücrem bir damla “Hû” nidasına muhtaç,
aldanmışlığın ateşi bir neşter gibi yarıp geçti göğsümü.
kime emanet etsem bu gönül bahçesini,
umut ektiğim topraktan
yabani çalılar fışkırdı birer birer
nereye baksam bir suretler mezarlığı Elfida,
zaman karanlık tezgâhında
simsiyah geceler dokuyor kaderimize
nefis, kendi kuyusunda sinsi bir kavgada,
ve yalnızlık…
içimin en derin yerine düşen bir tohum.
kendi içimde çöken o duvarın dibinde
kalabalıkları duymuyorum
ne bir çağrı kaldı Elfida,
ne de dönüp bakılacak bir yol,
kayboluyorum...
kendime olan uzaklığımda.
5.0
100% (18)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.