6
Yorum
33
Beğeni
5,0
Puan
597
Okunma

Ey mana,
Vaktin kör mühürlerinden
sırları topluyoruz şimdi.
Toprağın bağrına düşen heba
lâl bir başağı biçerken,
kuruluyor sessizlik harmanı.
En görkemli nidaları iliklerken
Yorgun asırların alnındaki en yüksek kalelere;
Sonsuzluğun şarkısı,
göğün açık yarasından sızan
bir nişanla dalgalanıyor.
İzbe köşelere sinmiş ağır atlaslar,
O füsunu dağılmış yanıltıcı gözler
Uyanıyor efsunlu bir uykunun dehlizinden.
Terk edelim zifiri tereddütleri
karanlık sulara;
Bakışlarımıza kalsın o lekesiz lüb.
Semânın şifalı giryesi,
gecenin mürdesini kumun rahmiyle yoğururken;
Kendi hikâyesinin ebcedine rücu eder insan.
Ey rüzgârların hükmünde yaprak,
Dili koparılmış bir gurbetin ağzında,
göçebe yol.
Ayya,
Duraklama hiçbir melce’de;
Veda et o müzeyyen bahçelere.
O büyük vuslatın kokusu sızarken tene,
Kuyulara indim;
her kapıda ayrı bir nefset.
Bütün o dilsiz mutlakiyet.
Kaybolduğum her menzilde
Bir parça kendi mânâmı aradım.
Uzak yolların gubârında dindi sızım.
Ufukta en parlak ziyâ tulû ederken,
Avuçlarımda biriken niyazları serptim göğe.
Ayya.
En kıymetli sükûtu adadım bu inkıyada;
Sayfa sayfa aksın ruhun nefseti.
Gönlün meczubu o sonsuz vecd ile dönerken,
Sirâçlarımız göğün sinesinde tecellî.
5.0
100% (18)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.