Dilimin kızıl serçesi, Her sabaha uyuyan bir sevinçle uyanırsın. Göğsün dar bir oda, Dışarıda kış, Tüm nehirler çekilmiş Bir avuç su.
Tenimde bozkırın ıslak yarası. Sözcükler, kuru ağaç rüzgârla sevişirken... Dururuz sonra, Işığın oyuklarında kendimize bakarız; Hırkalar bizi izler, Biz ayı.
Sessizlik bir kristal kadeh, Avuçlarında titrerken kırılmaya meyyal. İçinde yedi kat toprağın ağırlığı... Fısıltın, çölün kumuna yazılmış Yirmi üçüncü harf Savrulan tüy gibi sırrını arayan.
Bilirim: Her sütun, geçmişten geleceğe yuvarlanış sesidir. Gölgeler, bakır bir levhada kırık bir aynayla dans. İğneler, çizilmiş sonsuzluk haritası. Ne hüzün Ne de sadakat Bir demir kapının ardında unutulan, Güneşli bir meyve kadar gerçektir.
Kızıl serçe dilde, Kentleri, dağları saran sis. Sokaklara başka yazılar giydirildi, Ağaçlara başka buğular...
Gidelim.
Ey yıldızın buzlu düşüşü: Vird, kör bir kuyu dibinde zümrüt bir tohumdur. Her tekrarında aşkın mimarisi Yeniden çizilir. Ne gülzar, Ne secde Yeşil bir filiz kadar yakındır.
Geceyarısı bir ateş gibi yakar En eski taşları içimde. Gülüşlerini ver, Kıyametler koptuğunda beşiğinde dünyanın.
Tenimde sabah kabarıyor, Usulca açar Kanlı bir elma Dikenlerinde çiğ tanesiyle
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Bu nefis dizeler, kırılgan bir bilincin iç mekanlarını dolaştırdı bana. Sözcüklerin bir serçe kadar canlı, bir kristal kadeh kadar kırılmaya yakın. İmgeler kırlangıç misali sürekli göç halinde. Bozkırdan kente, bedenden boşluğa. Ne tam bir yas var ne de teselli. Daha çok, varoluşun nabzını tutan sessiz bir yakınlık. Sözcükler bağırmıyor, fısıldıyor ama insanın içine içliyor.
Ve belki de bu yüzden şiir bitmiyor. Yalnızca susmayı öğreniyor.
Bu naif dizelerin her zamanki gibi dimağımda lezzet bıraktı.
Bir kızıllık yüreğimizde yanan ateşten mi kalan yoksa gün batımından önceki kızıllık mı yoksa gün doğumudan önceki kızıllık mı , belki de hepsi vardı bu şiirde.
Bütün kızıllıkları gören bu yürek hepsinde ayrı ayrı demlenmiştir, çünkü her bir an onun yüreğinde hayatın getirdikleri ve götürdüklerini tartan terazisinde kelime kelime acıyı ve zorlukları yoğurur en güzel imgelerle ,
Ne hüzün ne de sadakat gerçek değildi, insanı ayakta tutan şey sevdiğinin dürüst olmasıdır, sevdiği insanlardan yiyeceği darbe insanı yıkıma uğratıyor, bütün ilişkilerde çok önemli bir taştır bu aslında,
şiirin sonu çok yakıcıydı canım Tenimde sabah kabarıyor, Usulca açar Kanlı bir elma Dikenlerinde çiğ tanesiyle
Acıyı hala çok hisseden ve bu hissedişte üşüyen bir yürek, kocaman sarıldım o güzel yüreğine , bazı acılar yürek için çok fazla hepsini sahiplenmemeli belki , yorgun yüreğimize iyi bakmalı sanırım canım, her zamanki harikalığındaydı , şiir yürekli ay ışığım, o ışık senin de o güzel yüreğine hep doğsun çokça sevgimle.
Kırmızısı solmuş Elma kabuğudur hayat Eski Zaman dervisinin cebinde saklı...
İnsan çoğu kez kendisiyle kavgalı ve bu kavgalarda hep sevdigine mualif ama kizginliklarida kuskunlukleride kavgalarıda sevdasının derinliginden Ki şiir En cokta kavgaya ve aşka yakışıyor ve sevdası boğazında ilmik olanlar tutuyor şiirin elinden..
Tebrik ederim Şair Duygusu okura geçen Uzun ama okurun belleğinde daha çok uzayan bir bir şiirdi Ki ben seviyorum düşünceyi tetikleyip beyinde taklalar attıran siirleri Güzeldi Emeğine Yüreğine sağlık...
Şiir benim için akıl ile his meydanda o en gürültülü ama en verimli kavga alanımdır. İnsanın kendi içine yaptığı yolculukta bazen bir kızıl serçe havalanır dilden. Göğsü dar bir oda gibi olsa da, taşıdığı yük yedi kat toprağın ağırlığını barındırır. Şiirde gördüğümüz o buzlu düşüşler ve zümrüt tohumları, aslında şiiri neden sevdiğimizin de birer kanıtıdır. Şiir okumak bir kristal kadehi titreyen avuçlarda tutmak gibidir. Her an kırılacakmış gibi zarif ama içindeki sükûtla bir o kadar vakurdur.
Şiiri sevmek onu ezberlemekle değil, onu "hissetmekle" ilgilidir. Belki bir dizeyi harfiyen hatırlayamayız ama o dizenin ruhumuzda bıraktığı serinlik bir ömür bizimle kalır. Şair olmak ise bir yaş meselesi değil, bir "yanış" meselesidir. Ancak o ateşi Tesbih şairin şiirlerinde gördüğümüzde kelimelerin nasıl yağ gibi ruha aktığını anlarız. Bu sebeple Tesbih şairin şiiri bir demircinin sabrıyla işlenmiş, Kızılırmak'ın coşkusuyla yoğrulmuş bir yön levhasıdır. Sisli kentlere ve başka yazılar giydirilen sokaklara inat kendi şiir anlayışının özüne ve köküne sadık kalmıştır o daima.
Kızıl serçe sadakatin, gurbetin vatan arayışının baş kahramanıdır. Cüssesi küçük ama yüreği büyüktür. O serçe zaten hep içimizde ötüyor. O hepimizin içindeki o kırılgan ama inatçı yaşama sevincidir.
İnsan, teninde bozkırın ıslak yarasını taşıyan bir yolcudur. Sözcükler rüzgârla sevişen kuru ağaç dalları gibi birbirine çarparak ses çıkarır ama asıl hakikat o seslerin dindiği yerde başlar. O kızıl minik serçe işte o durduğumuz ve ışığın oyuklarında kendimize baktığımız o tefekkür anının adıdır. Hırkalar bizi izlerken, biz ayı ve kendi içimizdeki karanlığı seyre dalarız.
Onun kızıllığı ise bir gün batımının veda busesinden değil, vird olanın, yani tekrar edilen aşkın korundan geliyor.
O kor, her sabah uyuyan bir sevinçle uyanmamızı sağlayan o gizli mimaridir.
Alfabenin sınırlarını zorlayan ve ötüşü çöl kumuna yazılmış o kuş dilinin "yirmiüçüncü harfi gibidir bu kuş. Bilinen tüm dillerin ötesinde sırrını arayan savrulan bir tüy. Kentleri ve dağları saran sis, sokaklara giydirilen yabancı yazılar ruhumuzu boğmaya çalıştığında, içimizdeki o serçe "Gidelim" der bize.
O kızıl minik serçe yüreğimize konduğunda şunu da der; En eski taşlar bile aşkın mimarisiyle yeniden dizilebilir. Yeter ki o benim kanat sesimi gürültünün içinde ayırt edebilesiniz. Ben o kızıl elmanın yanağındaki çiğ tanesiyim. Yani acının üzerine düşen o taze teselli benim.
''Gülüşlerini ver bana, çünkü kıyamet koptuğunda seni kurtaracak olan, koruduğun o safiyane meyvedir, yani içindeki o bozulmamış özdür' der ayrıca.
Şimdi vakit, tenimizde kabaran sabahın vaktidir. Dikenlerin arasında açan o gülüşü kuşanıp, kızıl serçenin rehberliğinde kendi içimizdeki yeşil filize yürümek vaktidir.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.