12
Yorum
35
Beğeni
5,0
Puan
562
Okunma

Dilimin kızıl serçesi,
Her sabaha uyuyan bir sevinçle uyanırsın.
Göğsün dar bir oda,
Dışarıda kış,
Tüm nehirler çekilmiş
Bir avuç su.
Tenimde bozkırın ıslak yarası.
Sözcükler, kuru ağaç rüzgârla sevişirken...
Dururuz sonra,
Işığın oyuklarında kendimize bakarız;
Hırkalar bizi izler,
Biz ayı.
Sessizlik bir kristal kadeh,
Avuçlarında titrerken kırılmaya meyyal.
İçinde yedi kat toprağın ağırlığı...
Fısıltın, çölün kumuna yazılmış
Yirmi üçüncü harf
Savrulan tüy gibi
sırrını arayan.
Bilirim:
Her sütun, geçmişten geleceğe yuvarlanış sesidir.
Gölgeler, bakır bir levhada
kırık bir aynayla dans.
İğneler, çizilmiş sonsuzluk haritası.
Ne hüzün
Ne de sadakat
Bir demir kapının ardında unutulan,
Güneşli bir meyve kadar gerçektir.
Kızıl serçe dilde,
Kentleri, dağları saran sis.
Sokaklara başka yazılar giydirildi,
Ağaçlara başka buğular...
Gidelim.
Ey yıldızın buzlu düşüşü:
Vird, kör bir kuyu dibinde zümrüt bir tohumdur.
Her tekrarında aşkın mimarisi
Yeniden çizilir.
Ne gülzar,
Ne secde
Yeşil bir filiz kadar yakındır.
Geceyarısı bir ateş gibi yakar
En eski taşları içimde.
Gülüşlerini ver,
Kıyametler koptuğunda beşiğinde dünyanın.
Tenimde sabah kabarıyor,
Usulca açar
Kanlı bir elma
Dikenlerinde çiğ tanesiyle
....
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.