16
Yorum
52
Beğeni
5,0
Puan
753
Okunma
Akşamın iliklerine sinmiş harfler,
kendini emziren bir çığlığın küfüyle öksürür.
Bahçeler, yutkunan bir seherle soyunur kabuğundan,
Açılır kırılgan bir yemin,
ıslak yanağıma yağar şehir.
Bu akşam,
Ay, karıncalı bir susku gibi deşiyor göğü.
Kaç yol ağlamaklı, kaç nehir susuz,
su emer sözcüklerin ağzından.
Sevişmeye duran uykuların sırtından devrilir yarın.
En derin alev,
ölümün diline adını üfler.
İçimin kıyısına, mısra mısra çekilen
kırık dal buğusudur bakışlar.
Söylesem, düşlere
deli bir cehennem gibi hicret eder kelimeler;
rüzgâr, kuyuların saçak veren duvarlarında inler…
Bu akşam,
yangın mavisi gözlerinde kaybolan bir çocuğa
bahar verilmeli yeniden.
Gecenin gövdesi, yeşilin sesiyle genişlemeli.
Gölgenin derisine düşen ince sızılarda
titreyerek üşür parçalar,
bir tufan, bir kıyamet…
Aynalarda çığlıkla çiçek açar kavga.
Bu akşam,
“Kal” deme bana.
Deniz susar,
boynu bükülür fidanların.
Bu akşam,
toprağın diline eğilmeli bir damla umut,
kökü dağılmış sancıların teninden
kabuk bağlamış bir ilkbahar sızmalı
Bir seremoni sonrası
bütün maskeler düşmüşken,
titreye titreye bırakmalı kendini geceye.
Bir rahim gibi kapanır gece, kördür.
ama orda açar en kırmızı masa
üzerinde açılmış bir nar
sırrın zarında kan tutar
dünya, sesini içer.
İçimde hâlâ bir çocuk
göğe çiçek açar,
ve sabah, kendi adıyla gelir
...
5.0
100% (23)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.