8
Yorum
49
Beğeni
5,0
Puan
711
Okunma
bir yıldızın saçlarına düğümlenmiş bütün suskunluklar
kırık bir sandık gibi taşıyor içimdeki ç’ağları
gecenin unutuşla kuşandığı hatıralarda, biz
yasla oyulmuş bir dilin
sarp kıyılarıyız.
Toprağın gün görmüş belleğinde
gömülü dualar,
Veysel’in Sazı gibi
ömrümüzün en ışıksız yerine tutunduk
bir kara yasemin,
toprağın hıçkırığında usulca açıyor.
Gül talanı gibi
avuçlarımıza konan her kuşun
veda turnası tenimiz.
topla yüreğini çocuk.
Pencere diplerinde ürperen rüzgâr,
unutulmuş bir sevgiliyi
Solmuş mevsimin külleriyle üflerken,
şiirin telleri
Gecenin eşiğinde titrek bir ilham.
Sonsuzluksa
Nazlı bir rüyanın yeniden telaffuzu.
biz
unutulmuş masallarla
aynı martının sesine
Farklı yaralarla kulak kesilmişken
gökyüzünün türküsünü susarak söyleyen maviyiz.
toplanmanın yağmur dökümünde tahammül.
Sabırsa,
kalbinde gömülü bir umudu
kendi sırtında taşır.
göğe yükselen her fısıltı
bir başka yıldızın doğum sancısıdır.
Duymuyorsun
ölüm, kelimeleri alevlere atarken
yaşam, duyguları yarım bırakır
alnımıza işlenmiş bir yazgıyla
ay’ın sırtına vurulan her “git”’in
aydınlığa çevrilemez karanlığıyız.
gün, karanlığın diliyle mühürlendi
Sen, hâlâ doğmayan bir sabaha susarken
gök, lal yankısıyla örtünürken
yırtıldı arşın eteği.
sen hâlâ
beni yalnızca yeryüzü sanıyorsun.
Oysa şiir
Kaldıramadığın kederin en derin yerine saplanmış bir fener,
bir ziya.
Bilmiyorsun
beni yaralı yıldızlar anlıyor
Zemheri gecelerde bile
en çok göğe kanarken
tamamlanıyorum.
5.0
100% (10)