9
Yorum
42
Beğeni
5,0
Puan
775
Okunma
Gecenin en kör vaktinde, ruhumun nazlı sızıları duyuldu.
....
Mavinin ilk göçüklü anıyla doğmuştum
gökyüzü, içimde sessizce salınan ninniydi.
Şimdi her sabah,
gölgem, suskun bir ağıtın ince teline takılıyor boğazımda
ve bin bir
zincirli yürüyüşleriyle akıyor içim.
Sokağın en dip köşesinde,
ölümünü bekleyen bir gül gibi
kırılmış dallarda asılı kalıyor çocukluğum.
Göğe bakamayan yıldızlar var gözbebeklerimde,
ve her biri birer yad dua gibi
zamanın zevaline gömülüyor.
Ah bu viran şehirde,
anne, su ve ezan sesiyle eksiliyor bir çocuk.
göğsümde
suskun kıyamet küllere bürünmüş alev.
Tutup söndürecek bir avuç “iyi” ararken,
üşüyor kelimelerim
ürkek bir secdede...
Kalemim,
sessizliğin rahmine düşen bir ses artık.
Ateşböceği düşük,
Her nokta sükûtun karanlık sancısı.
Sözlerim,
yüreğimin eşiğinde sersem bir Mecnun gibi
kendi gölgesinden saklanıyor.
Savruluyorum
rüzgârın kahrıyla dans eden yaprak gibi.
ömür, ucu kanayan bir şiir.
Seyran ederken kendi yarasını,
bin yıllık toprağın
unutulmuş çiçek desenleriyle
tutunuyorum hayata.
Avuçlarımda solan çocuk sesli bir hüzün
Ağladıkça kuruyor içimin nehirleri,
Nur dokunmuyor kararmış kalp
pencerelerine.
Bazı aynalarda çocuklar bile karanlıkta doğar.
Gel sağır bir yalnızlığa girelim
Dağların unutmadığı acıya,birlikte salalım
gözyaşını.
Bir avuç umut bırakıp
şiirin sonsuzluğunda,
kendi içimizin gürültüsünden sıyrılıp tenhaların kalbine sığınalım.
Hayalin kadife kanatlarında sonsuzluğun nabzına dokun
Tüm susuşların közünden doğan kelam,
göğe değen bir şiire dönüşsün.
İnan,
içindeki yaralı kuş bile bir gün kanat çırpmayı hatırlayacak.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.