8
Yorum
42
Beğeni
4,7
Puan
1481
Okunma

Onuncu köyde haziran, çıktım seyran tepesine
Yolları diken bürümüş, ot biçim orak zamanı.
Bir de ahbabım olmuştu, işgüzarların aksine
Yutkunup kelimeleri, meçhul hesaplara daldı.
Anasından öğrendiği tariflerle yetinmedi
Kuru ekmeğe ayranı üfleyerek katık etti.
Çantasında türlü türlü şifalı kır bitkileri
İtinayla taşa serdi, derdini anlayamadım.
Olan bitenden habersiz, yoksa ezelden ahraz mı?
Uzakta çakal sesleri, zat istifini bozmadı.
Şerden, beladan çekinse, şakilerle dalaşmazdı
Yaşamaktan yoruldu mu, bezdi mi anlayamadım.
Felekle barışık olsa, şu sazıyla küs kalmazdı
Dağlar feriştahı olsa, yakası sökük olmazdı.
Ağa paşası olsaydı, boynu bükük dolaşmazdı
Livane’nin sefili mi, kurdu mu anlayamadım.
Üslubuna bakılırsa, çağın mühim şahsiyeti
Mazlumun asaletiyle, bir mahkumun silueti
Avuçlarını açarak, Yaradan’a sitem etti.
Dimağında zincirleri kırdı mı anlayamadım.
Belliydi, zaman içinde hayli kıssalar derlemiş.
Sinsi övgülere kanıp, entrikalara yenilmiş.
Düşmüş mahpus damlarına, yıllarını yele vermiş.
Kaybettiği mevsimleri buldu mu anlayamadım.
İcazet arif olanın halinden ibret almaktır
Temkinli düşüncelerle hayatı yorumlamaktır.
Rahman’ın sevgili kulu, Yusuf sabrıyla sınandı
Kör kuyularda ışığı gördü mü anlayamadım.
Haktan başka gayesi yok, nasır tutmuş dirsekleri
Şekil-şemadan ziyade, fikirdir kulun cevheri.
Kimi alimlerle sırdaş, fethederken gönülleri
Cambazların fıtratını çözdü mü anlayamadım.
Ömer ÇELİK
5.0
92% (24)
1.0
8% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.