3
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
646
Okunma
ben seni karanlığımdan doğurmuş
yazmıştım bembeyaz bir kâğıt aklığına
dudaklarım yangın yeriyken
dokunmuştu buz kesmiş alnına
sevinçlerin buruk
adımların tutuklu
telaşlıydı yüreğin
-Allah’a olan inancımı perçinleyen gözlerin istisna-
bilmediğin bir şey vardı sevgilim
bir yaprak hışırtısına dahi
tahammülsüz göğsüm
evladını hasretle bekleyen
bir annenin göğsü gibi
bastırırdı başını her defasında
unuttum
bu kaçıncı gidiş
bu kaçıncı terk ediş öz yurdunu
yoruldum aynı türküleri söylemekten
kalbimin kuyularına
şimdi iki gurbet kuşuyuz
sen kırlangıç ben kar kuşu
sen yaza meyilli
ben kışa vurgun
ağıdımız yükselir artık arşa
büyüyor içimin yangını
yürüyorum bir istasyondan
bir iç istasyona
sürüyorum hasreti ardımdan
geldiğim karanlığa
-olsundu diyorum olsundu kötü bitse de sonu,güzeldi gördüğüm rüya-
kimseler bilmez
içimde büyüttüğüm çiçekleri
gözyaşlarımla sular
soluğumla ısıtırım
gidengerigelmez çiçeklerini
büyümezler öyle her toprakta
şu tütünle karışık hasret kokan
parmaklarım
dolaşır teninde buz kesmiş duvarların
geçer tırnaklarım boynuna gecenin
kendime değil de
siktir çektiğim boynu bükük gölgeme ağlarım
evet,evet
seni ilmek ilmek dokurken içime yokluğunda
kendime yedi kat
cehennemin dibinde
azap çektiren
bir barbarım
...
Necat Uslu
5.0
100% (7)