16
Yorum
47
Beğeni
5,0
Puan
2333
Okunma
duvarlarına ecel çivilenen şehirlerde yükseliyor
ibrâhim’in hatırını hiçe sayan dumanlar!
eski bir savaşçıdan miras kalan postalların
bağcıklarıyla düğüm attım kaderimin gidişine
sesi rüzgar içmiş kadınların gölgesine tutunup
uçurum dibi boşluklara doldurdum nefesimi
karşı kıyıda kâfirce bilen’en günâhların ihtilâli var
kavimlerin göçünü sırtlayan kervanlar yürüyor
yürütülüyor yanımdan kefenlere sarılı ortadoğu
göğün tavanı kapaklansın diye kavgamın üstüne
zeytin dalına gizlenmiş barıştan geçirdim öfkemi
gözlerime çarpan güneşin kızgın dokunuşlarında
benimde gökkuşağım vardı yedi iklime boyanan
rengi s’indi insan elinin leke bırakan kindarlığı
yüzüme çığlık resmi çizen ressamın marifeti değil
kulaklarıma doluşan anaların sağırlaştıran ağıdıdır
bitmeyecek bir yolun sabırsızlığında ömrüm
deyin ki isa’ya “uyan artık ey meryem’in oğlu”
ne vuranın imanı senden ne de vurduranın ilahı
gel ki görelim yeri yüzümüze süren suretini
gel ki denizinde kızıl kıyameti bulalım musa’nın
gel artık ey isa
gel ki ölelim. öldürülmeden allah’ın adıyla!
Cömert Yılmaz
5.0
100% (35)